| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

hayata dair herşey.. elimizden geldikçe paylaşacağız...

30 "kişisel gelişim" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"kişisel gelişim" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Başarı istenmediği yere gelmez

Başarı istenmediği yere gelmez

Yenildiğinizi düşünüyorsanız, yenilmişsinizdir.
Cesur olmadığınızı düşünüyorsanız, korkaksınızdır.
Kazanmak istiyor fakat kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir.
Kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, kesinlikle kazanamazsınız demektir.
Dışarıdaki dünyaya çıktığınızda anlayacaksınız ki başarı, ancak onu istediğiniz takdirde gelecektir.
Her şey insanın kafasında biter.
Alt edildiğinizi düşünüyorsanız alt edilmişsinizdir.
Yükselmek için yüksek düşünmelisiniz.
Bir ödülü kazanmadan önce kendinizden emin olmalısınız.
Yaşam savaşını kazanan her zaman, en güçlü ya da en hızlı değildir.
Er ya da geç kazanan kişi, kazanacağını önceden düşünebilen kişidir.

Arnold PALMER

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:46
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yaşamsal Öğütler

Yaşamsal Öğütler

* Her gün üç kişiye komplimanda bulunun.
* Yılda hiç olmazsa bir kez gündoğumunu seyredin.
* Kahvaltı servisini yapan garsona fazla bahşiş verin.
* İnsanların gözlerine bakın.
* "Teşekkür ederim" kelimelerini fazla kullanın.
* "Lütfen" kelimesini fazla kullanın.
* İmkanlarınızın altında yaşayın.
* Çocukların, evlerinin ön bahçesinde, tezgahlarında sattıkları şeyleri çocuklarınıza satın alın.
* Karşılaştığınız herkese, size davranılmasını istediğiniz gibi davranın.
* Her yıl iki şişe kan bağışında bulunun.
* Yeni arkadaşlar edinin, fakat eski arkadaşlarınıza da sevgi gösterin.
* Sır saklayın.
* Ticaret hilelerini öğrenmek için zaman harcamayın. Aksine ticareti öğrenin.
* Hatalarınızı kabul edin.
* Cesur olun. Olmadığınız takdirde dahi, cesurmuş gibi görünün. Hiç kimse farkı anlayamaz.
* Toplumunuzdaki bir hayır kurumunu seçin ve zamanınız ve paranız ile cömertçe destekleyin.
* "Haklar Bildirisini" okuyun.
* Kredi kartlarını, hiçbir zaman itibar için değil, sadece kolaylık için kullanın.
* Hiçbir zaman sahtekarlık yapmayın.
* Bir yılınızı ayırın ve dini kitabınızı sayfa sayfa okuyun.
* Dinlemeyi öğrenin. Şans bazen çok yakına uğrar.
* Hiç kimsenin hiçbir zaman ümidini yok etmeyin; Sahip olduğu tek şey ümidi olabilir.
* Nesneler için değil, fakat akıl ve cesaret için dua edin.
* Kızgınken hiçbir işlem yapmayın.
* İyi bir tavıra sahip olun. Bir odaya amaçlı ve güvenli olarak girin.
* Asansörlerde iş konuşmayın. Kimin kulak misafiri olduğunu bilemezsiniz.
* Hiçbir zaman yapılan iş için, tamamlanmadan önce ödeme yapmayın.
* Savaşı kazanabilmek için muhabereyi kaybetmeye gönüllü olun.
* Dedikodu yapmayın.
* Kaybedecek bir şeyi olmayan kişiye karşı dikkatli olun.
* Güç bir iş ile karşı karşıya geldiğiniz zaman, başarısız olmak imkansızmış gibi davranın.
* Çok ince olmayın. Kibarca ve suratle " hayır " demeyi öğrenin.
* Hayatın adil olmasını beklemeyin.
* Bağışlayıcı olmanın gücünü hiçbir zaman küçümsemeyin.
* "Problem" kelimesini kullanmak yerine, "imkan" kelimesini bunun yerine kullanmaya çalışın.
* Eşiniz ile münakaşa ettikten sonra hiçbir zaman bulunduğunuz yeri terketmeyin.
* Mobilya ve giysilerle ilgili olarak, beş yıl veya daha fazla süre kullanacağınızı düşündüğünüz taktirde, alabileceğinizin en iyisini alın.
* Gözüpek ve cesur olun. Hayatınızda, geriye baktığınızda, yapmış olduklarınızdan çok daha fazla, yapmamış olduklarınızdan üzüntü duyacaksınız.
* Komisyonları unutun. Yeni, asil, dünyayı değiştiren fikirler, daima yalnız çalışan kişiden çıkar.
* Sokak müzisyenleri bir hazinedir. Bir an için durun ve dinleyin; Sonra küçük bir bağışta bulunun.
* Ciddi bir sağlık problemine maruz kaldığınız zaman, en az üç tıbbi fikir edinin.
* Karışıklığa kaşı savaş açın.
* Kalitesiz hizmet, yiyecek veya ürünler ile karşılaştıktan sonra, sorumlu kişinin dikkatini çekin. İyi yöneticiler öğrenmekten memnuniyet duyar.
* İşi ertelemeyin. Yapılması gerektiği zaman, gerektiği gibi yapın.
* Öncelikle yapılması gerekenleri belirleyin. Hiç kimse ölüm döşeğinde "Ay keşke büroma daha fazla zaman ayırsaydım" dememiştir.
* "Bilmiyorum" demekten korkmayın.
* Ölmeden önce denemeyi istediğiniz 25 şeyin listesini yapın. Cüzdanınızda taşıyın ve sık sık bakın.
* Annenizi arayın.

[Ç]ALINTI

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:46
Yorumlar :0
 
 
 
 

Hayat Diye bir şey var

Hayat diye birşey var!

Nedir, ne oluyor, unuttunuz mu yoksa yaşadığınızı, günler, kızgın küller gibi bütün duygularınızı kavurup öldürerek mi geçiyor üzerinizden, arzuyla dudağınızı ısırdığınız olmuyor mu hiç, bir müzik sesiyle şöyle bir koltuğunuzda doğrulduğunuz, aniden bir yaz yağmuru gibi boşanıveren sebepsiz sevinçlere inanmıyor musunuz,bir ağaç gölgesinde bir an durmak, bir akşam üstü denize baktığınızda bu sonsuz suların kıpırtısına şaşmak yok mu artık,elele tutuşmak, bir avucun bir başka avuca dokunmasının yarattığı ürperti de hayal hanesinde kendine bir yer bulmuyor mu, bitti mi bu macera, çekildinizmi hayattan, hayatın sizin bulunmadığınız yerlerde yaşandığına mı inanıyorsunuz, daha bitmeden bitirdiniz mi her şeyi, yorgun ruhunuz yeni coşkular için hazır hissetmiyor mu kendini. Delirdiniz mi siz? Şu köşe
başında karşınıza ne çıkacağını ne biliyorsunuz, biliyorum genellikle köşe başlarından açlık, acı ve ölüm çıkıyor karşınıza ama kim bilir, belki eski bir dosta, belki güzel bir kadına, belki okunmuş kitaplar satan bir sahafa da rastlayabilirsiniz, bir piyano sesi duyabilirsiniz ya da bir Rumeli türküsü açık bir pencereden , bir söğüt ağacı görebilirsiniz çocukken kabuğundan düdük yaptığınız, dans adımlarıyla yürüyen bir çift bacak geçiverir önünüzden, bir oğlan bir ıslık çalabilir, hatta siz bile çalabilirsiniz.

Ne sevinci, ne hayatı, ne eğlencesi para yok ki diyorsanız eğer ve eğlenmek için paranın gerekliğine bu kadar inanıyorsanız, emin olun paranız olduğunda da eğlenemezsiniz, para eğlenmeyi çeşitlendirir sadece ama eğlenceyi yaratamaz, öpüşmek parayla değil, şarkı mırıldanmak parayla değil, acaba o şimdi ne yapıyor diye düşünmek parayla değil, TV'de iyi bir film seyretmek parayla değil, sizin için demlenmiş bir bardak çayı, bu benim için yapıldı
diye neredeyse gururla alıp, bardağı ince belinden sıkıca kavrayıp içmek parayla değil. Bir tabak semizotunu sevinçle paylaşabilirsiniz ve hiç bir pahalı lokantada bulamayacağınız bir tat alırsınız, eğer bir tabak yemeği paylaştığınız, paylaşmak istediğiniz insansa.

Hayat diye şey var. Sadece sizin olan, sadece size ait, içinde sadece sizin gördüğünüz çiçekler açan,yalnızca sizin müziklerinizin çaldığı bir bahçe var, sokmayın oraya öyle herkesi, çiçeklerinizi başkalarının çapalamasını beklemeyin, şarkılarınızı başkalarına söyletmeyin, anladık ahmaklıklar oluyor, aptalca kararlar veriliyor, hepinizin hayatından bir şeyler çalınıyor, hayallerinizi teker teker buduyorlar, ümitlerinizi öldürüyorlar, çaresiz bırakıyorlar sizi,
yenildiniz belki de, yenilginin ağır yaralarını taşıyorsunuz ruhunuzda ama gene de bir hayatınız var sizin, sadece size ait bir bahçeniz, durup soluklanacağınız, yaralarınızı yıkayacağınız, çiçeklerini seyredebileceğiniz bir bahçe, soğukta bir bira içebilirsiniz, bir ağacın gölgesinde
durabilirsiniz bir an, sabaha karşı uyanıp her ay yeniden doğan hilale bir bakabilirsiniz, çok sevdiğiniz bir kitabı bir daha karıştırabilirsiniz, aşık olabilir ya da aşık olmayı düşünebilirsiniz. Sevdiklerinizi özleyebilir ve bir gün yeniden kavuşabileceğinizi hayal edebilirsiniz, geceleri ağaçların daha değişik koktuğunu fark edebilirsiniz, yeni bir salata icat edebilirsiniz, saçlarınızı her zamankinden daha değişik kestirebilir, evinize bir gün de başka bir yoldan gidebilirsiniz, alışkanlıklarınızı değiştirmek için kendinize karşı müthiş bir savaş açabilirsiniz.

Hayat diye bir şey var, her
zaman size keşfedilecek geniş alanlar bırakan, ne kadar yaşarsanız yaşayın daima bilmediğiniz, kuytularına sokulamadığınız bir hayat, sadece size ait bir hayat. Biliyorum dertler çok, ahmaklıklar yapılıyor, sıkıntılar bitmiyor, günler birbiri ardına buruşup eskiyor, yorgunsunuz, belki yeniksiniz. Teslim mi olacaksınız peki? Hayal kurmayacak mısınız, çılgınca
sevişmeyecek misiniz, bir daha öpüşmeyecek misiniz, ağaçlara bakmayacak
mısınız, denizlere şaşmayacak mısınız, ani ve sebepsiz sevinçlere inanmayacak mısınız, bir tabak semizotunun tahmin edemeyeceğiniz kadar lezzetli olabileceğini hiç düşünmeyecek misiniz, sizin için demlenmiş bir bardak çayı bardağı belinden kavrayıp içmeyecek misiniz her şeyi.
Delirdinizmi siz?
Hayat diye bir şey var, evet orada, elinizin hemen yanında duruyor."
Bu güzel makaledeki gibi hayatı yakalamanız dileğiyle ..Sevgiler..........

Alıntı
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:44
Yorumlar :0
 
 
 
 

Motivasyon:(Güdülenme)

MotivasyonGüdülenme)

Hayatla Mücadele Yolları :

--------------------------------------------------------------------------------

Bir insan hayattaki rolünün hangi yaşta biteceğine inanıyorsa, rolü o yaşta biter.

•Asıl felaket de, birçok gencin ilk mağlubiyetten korkarak bütün cesaret ve iradelerini kaybetmeleri değil midir? Hiç kimse, nefes aldığı müddetçe kendisini bitmiş-tükenmiş görmemelidir. Kalp çarptıkça istikbalden ümit kesilmez. Tahammül gösterebilenler için mağlubiyetler bir kuvvet kaynağıdır. İnsanın başladığı işi tahammülsüzlük yüzünden yarım bırakması en büyük zaaftır. Hiç kimse işini başarısızlık anında terk etmemelidir. Evvela zorluklar aşılmalı, gerekiyorsa ondan sonra çekilmelidir. İşini adeta kaçarak bırakan bir adamın kendine itimadı sarsılır ki, bu başlı başına bir zarardır. Esas kötü etkisi, sonradan girişilecek işlerde de görülür.

• Hakiki tehlikeler karşısında insanların henüz keşfetmedikleri hakiki kuvvet ve kabiliyetleri görülür. Herkesin yedek kuvvetleri vardır. Bu yedek kuvvetlerin yardıma koşması için insanın zorlanması gerekir. Savaş şartları zorlamadan, yedekler askere alınmaz.

• Dayan ve vur! Rakibinin de ancak iki eli var.
• Başarmak, yenmek arzusu! Bu arzu çok defa her kuvvet ve kabiliyetten daha kuvvetlidir. Kabiliyet ve başarma arzusu yan yana gelince karşılarında durulmaz.

• Büyük adamlardan birisi şöyle der: Hayata atıldığım zaman en lüzumlu şeyin azim ve kudret olduğunu zannetmiştim. Yine aynı fikirdeyim. Fakat, kırk yıl sonra bir şey daha anladım. Sabır olmadan bunların tek başına bir kıymeti yok. Hepsini manalandıran ve kuvvetlendiren, sabırdır. Azimle başlar ve devam ederiz. Bitirmek için ise sabır şarttır.

• Zamanı geçmek üzere olan bir şeye yetişmeye çalışmak, müspet manada acele etmektir. Zamanı gelmeyen bir işi yapmaya kalkmak olumsuz manada acele etmektir. Gençlik sabır ve tahammülü, ihtiyarlık atılganlığı ihmal edemez. Gençler hem tahammüle hem de teşebbüs gücüne sahip olmalıdır.

• Tren yolu yaparken bütün engellere rağmen ilerlemeye mecburuz.

Yazarrof.Herbert N.Gosson (Kitabından alıntıdır)

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:44
Yorumlar :0
 
 
 
 

Mutlu İnsan

Mutlu İnsan

Mutlu insan,
Kendisini tanır,başkalarının 'ne kadar zekisin ne kadar güzelsin'gibi bazı telkinlerinden etkilenmez,sürekli başkalarından ilgi bekleyen sahte benlikler gibi onu takdir edecek onu övecek insanlara bağımlı olmaz.

Başkalarının onun hakkında söyledikleri onu endişelendirmez,korkutmaz.

O, kimsenin kendisini değil,söyleyenin kendini anlattığını bilir

O, kendisiyle çatışmayı bırakmıştır.Egosunun hep zoru daha fazlasını istediğini görmüş,bastırılan herşeyin değer kazandığını anlamış,egosunu bastırıp çoğaltmak yerine onu izlemeyi tercih etmiştir

O,hiçbir şeyi ispat etmeye çalışmaz

İlgi görmek için sevgi kelebeği gibi ortalıkta dolaşmaz,onun mütevaziliğinden bile haberi yoktur

Mutlu insan
Zihninin daha önce öğrendiklerini sürekli tekrarladığını,daha önce yapmadığı herşeye 'hayır bu tehlikeli' dediğini bilir ve zihnini dinlemez.Bilir ki tüm doğru yollar daha önce keşfedilmiştir,o,tehlikeyi seçer,yeni bir buluş olur belki de yeni bir beste olur,üretir,bu üretimde doğum yapan annelerin en güzel günüm dedikleri zamanı yaşar
Hayata anlam katar o...

Mutlu insan
Kendine karşı dürüsttür önce
Diğer insanlar gibi kendi bölünmüşlüğünü evrene yansıtmaz
Mutluluğun da mutsuzluğun da kendi seçimi olduğunu bilir
Özgürlüğün başkalarının ona sunduklarının değil,kendi deneyimlerinin olduğunu,özgürlüğün kendi iç sesine bağlı olmak olduğunu bilir
Onun çevreye karşı güvenlik duvarına ihtiyacı yoktur
O, başını kuma sokanlardan değildir
O yüzden yaşarmış gibi yapmaz yaşar o...

Mutlu insan
Kendisinde doğuştan sevgi potansiyeli olduğunu bilir
Sevginin severek arttığını,sevginin diğer herşey gibi severek öğrenileceğini bilir

O, sevginin yıllarca ona gelmesini beklemez,o sevgisini verir,geri dönüp dönmeyeceğini düşünmez

Sevgisi karşılık olarak dönse de dönmese de mutludur

O beklemez,sevgisi kendinden taştığı için başkalarına verir

Sevgi ticareti yapmaz,değiş tokuş yapmaz

Mutlu insan
Geçmişin acılarını geleceğin kaygılarını bırakır,An'ı yaşar
Bilir ki geleceği şu anda saklı,şu An'ın keyfini çıkarır,herkesi affeder,herkesde kendini affeder,kendinden özgürleşir,An'dan özgürleşir...

Mutlu insan
Dogmaya dönmeden unutur bildiklerini
Her gün yeniden keşfeder hayatı
Her gün son günüymüş gibi yaşar
Kafasının onu yönetmesine izin vermez,o kafasını yönetir
Olumlu düşünür,olumlu görür,bu yüzden mutludur o...

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:42
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yalnizlik Psikolojisi..!!

Yalnizlik Psikolojisi..!!

Yalnızlık, kentliler olarak birçoğumuzun yaşadığı, bir kısmımızın ise yaşamak isteyip de yaşayamadığı bir duygu… Kimimiz yoğun hayat temposundan bıkmış, yalnız kalıp ruhumuzu ve bedenimizi dinlendireceğimiz bir mekan ararken, kimimiz ise koca şehirde, kalabalıklar arasında kendimizi yapayalnız hissediyoruz. Bir yanda yalnızlığa susamış ruhlar, diğer yanda yalnızlıktan şikâyetçi insanlar var çevremizde.
Yalnızlık da her duygu gibi kıvamında yaşanması gereken bir duygu. Kıvamında yaşandığında yalnızlıkla ilgili şikâyet kimselerde görünmüyor. Sağlıklı yalnızlık, insanı iç dünyasına yönlendiriyor. Kişi yalnız kaldığı zamanlarda hayatını, hayattaki gidişini, artılarını-eksilerini, kaybettiği değerleri fark edebiliyor. Zamanın akışına kendisini kaptırmaktan ve günübirlik yaşamaktan sıyrılarak hayata daha anlamlı bir şekilde bakabiliyor. Kısacası, yalnızlık dengeli yaşandığında raydan çıkan hayatımızı ve düşüncelerimizi tekrar rayına oturtacak zemini bizlere sunuyor. Bu duyguda denge sağlanamadığında ise psikolojik hastalıklar meydana çıkıyor. Aşırı yalnızlık insanda olumsuz düşüncelerin yeşermesine çanak tutarken, yalnız kalamamak ise insanı depresyona sürüklüyor.
Peki, yalnızlıkla ilgili şikâyetler nasıl ortaya çıkıyor? Bunun anlamak için insanın yaratılışını incelemek gerekiyor.

Sosyallik ve Bireysellik
İnsanda yaratılış gereği birbirine iki zıt duygu bir arada bulunuyor. Bunlardan ilki sosyallik, diğeri ise bireysellik. Bizler bir yandan toplumun içine katılıp insanlarla iç içe olmak, onlarla iletişim ve etkileşim halinde olmak istiyoruz. Yeni arkadaş ilişkileri kurmak, akraba ziyaretleri yapmak bizleri mutlu ediyor. Kısacası, sosyalleşmek istiyoruz. Sosyalliğin tam karşı tarafında ise bireysellik duygusu bulunuyor. Bu duygu da en az sosyallik kadar önemli bizim için. Gün oluyor, kendi başımıza kalıp insanlardan uzak bir yerde kafa dinlemek istememiz bireysellik duygumuzun bir tezahürü. Hayatta kendimize has alanlar kuruyoruz ve yorgun düştüğümüz zamanlarda köşemize çekilip içimize dönmek ve bireyselliğimizi yaşamak istiyoruz. Yalnız kalarak bireysellikte yeteri doyuma ulaşan bizler, bir süre sonra tekrar sosyalleşmeye başlıyor ve insanlarla iletişime geçiyoruz.
Normal insan, bireysellikle sosyallik duyguları arasında mekik dokur. Gün içinde sosyal ortamlara girip sosyallik hissini tatmin ettiği gibi akşamları kendi köşesine çekilip bireysellik ihtiyacını da giderebilir. Sorun, insanın mekik dokuyamadığı, yani sosyallik ve bireysellik sarkacının bir ucunda takıldığı zaman ortaya çıkıyor.
Sosyalliğini yaşayan ve modern hayat sistemi nedeniyle daima yapacak ve bitirecek işleri olan insan, yalnız kalıp dinlenemiyor. Sarkacın sosyallik ucuna takılıp kalıyor ve bireysellik ihtiyacını gideremiyor. Bunun neticesi olarak da yalnızlık özlemi ortaya çıkıyor. Eğer bu özlem ya da bireysellik ihtiyacı giderilmezse psikolojik hastalıklar, hayata karşı bıkkınlık, monotonluk ortaya çıkıyor. Bu durumun tam aksine bazı insanlar da sarkacın bireysellik ucuna takılıp kalıyorlar. Bu insanlar ise yaşadıkları yalnızlıktan bıkıyor ve artık topluma karışıp insanlarla iletişim kurmak istiyorlar. Eğer bunu yapacak gücü kendilerinde bulamazlarsa ya da yaptıkları teşebbüs boşa çıkarsa durum daha da kötüleşiyor ve insanlar soluğu psikolojik danışma bürolarında alıyorlar.
Acaba insanlar neden sarkacın bir ucuna takılıp kalıyorlar?
İnsanların sarkacın sosyallik ucuna takılıp kalmasının nedeni, modern hayat sisteminin insana bireyselliğini yaşayacağı alan ve zaman bırakmamasıdır. Gün boyu yoğun hayat temposunda yaşayan insan, eve geldiğinde aşırı bir şekilde yorgun oluyor. Yemeğini yiyip televizyonun karşısına geçiyor ve kısa bir süre sonra da uykuya dalıyor. Bu süre zarfında insan kendiyle baş başa kalamıyor. Daima hayatında ve çevresinde birileri oluyor. Ve sessiz bir ortamı kişi bu çevrede bulamıyor. Haftada bir gün olan tatilin yarısı öğlene kadar uyumakla, yarısı da bir hafta boyunca biriken işlerin peşinde koşmakla geçiyor ve hemen yeni bir hafta daha başlıyor. Kısacası insan, daima koşuyor. Zamanı yakalamaya çalışıyor. Ve bunları yaparken yalnız kalamıyor.

Yalnızlık Çeşitleri
İnsanların neden sarkacın bireysellik ucuna takılıp kaldığını araştırmadan önce yalnızlık türlerini tanımak gerekiyor. Kabaca üç çeşit yalnızlıktan bahsedebiliriz.
a) Sosyal Yalnızlık
Sosyal yalnızlık, kişinin sosyal çevresi ile uyum sağlayamayarak kendisini bulunduğu çevrede yalnız hissetmesidir. Yeni bir okula naklini aldıran öğrenci, yeni bir mahalleye taşınan aile, yurtdışına eğitim için giden öğrenciler bir süre sosyal yalnızlık çekerler. Çevre onlara yabancıdır ve onlar bu çevrede yalnızdırlar.
b) Duygusal Yalnızlık
Duygusal yalnızlıkta sosyalliğini yaşayan birey sosyal hayattan zarar görüyor. İnsanlardan ve çevreden beklenmedik davranışlar gören insan duygusal olarak çevresine, hayata ve insanlara küserek kendi köşesine çekiliyor. İnsanlara ve hayata olan güvenini yitiren insan huzuru, onlardan kaçmakta buluyor. Duygusal yalnızlığa sebep olan olayların başında ölüm, ayrılık, terk edilme, doğal afetler sonrasında yaşanan kayıplar yer alıyor.
c) Kişisel Yalnızlık
Burada yalnızlığın sebebi, sosyal ortam ya da duygular değil kişinin karakteristik özellikleridir. Çok utangaç olan bir kişi ya da insanlarla ilişkilerde sömürücü veya sert olan kişiler kendi kişilik özellikleri sebebiyle yalnızlığa mahkûm olurlar. Ya insanlarla etkileşime geçemezler ya da etkileşime geçtikleri insanlara fiziksel ya da duygusal zarar vererek onları kendilerinden uzaklaştırırlar. Kişilik özelliklerinin sonucu olarak da yalnız kalırlar.
Bu üç durumdan birine maruz kalan insanlar eğer tekrar sosyalleşecek kadar enerjiyi kendilerinde bulamazlarsa ya da sosyalleşmeye yönelik ihtiyaçları başarısızlıkla sonuçlanırsa sarkacın bireysellik ucunda takılıp kalıyorlar. Bir süre sonra bu kişkarşı soğuyorlar. Aslında buradan çıkmak için küçük bir hareket yetecek ama bu kişilerin zihinleri kısır bir döngüyle düşünmeye başladığı için durumun içinden çıkamıyorlar. Bu durumda profesyonel bir yardıma ihtiyaç duyuyorlar ya da sevdikleri birinin gidip onları yalnızlık çukurundan çıkarması gerekiyor.

Yalnızlık Özlemi Çekenlere Öneriler
*Her gün mesai bitiminde kendinize 30 dakika da olsa bir zaman ayırın. Bu süre zarfında hiçbir şeyle uğraşmadan kendi iç dünyanıza dalın. O gün içinde yaptıklarınızı, yaptıklarınızın hayat görüşünüzle örtüşüp örtüşmediğini düşünün. Yaşadığınız günün farkında olup olmadığınızı, o günün size kazandırdığı tecrübelerin farkına varın. Bu işlemleri yaparken hayalen sevdiğiniz bir yere gidebilirsiniz. Bu yer deniz kenarı olabileceği gibi, yüksek bir dağ tepesi de olabilir.
*Haftalık izninizde evinize çakılıp kalmak yerine size huzur verdiğini düşündüğünüz yerleri ziyaret edin. Bu yer sakin bir yer olsun ve burada zihninizi tamamen boşaltıp haftaya yeni bir enerji ile başlayın.

Yalnızlıktan Kurtulamayanlara Öneriler
Diğer insanlarla tanışabileceğiniz ortamlar arayın. Örneğin, sınıftan, iş yerinden birine birlikte çalışmayı önerin, arkadaş toplantılarına katılın.
Sınıf tartışmalarına, grup projelerine, toplu etkinliklere, okuldaki ve çevrenizdeki kulüp çalışmalarına katılarak sosyal etkinliklerinizi geliştirin.
İlgi alanlarınızı genişletmeye çalışın. Başkalarıyla ortak ilgi alanları bulmak ve onlara katılmak ilişki kurmayı kolaylaştırır.
Gönüllü çalışmalara katılın. Diğer insanlara yardım etmek, kendinize güveninizi artırır ve kendiniz hakkında iyi hissetmenize yol açar.
Hakkınızı korumayı öğrenin, başkalarının haklarına karşı özenli olun. Bu dengeyi tutturmak ilişkileri kolaylaştırır.
İlişki sınırlarını doğru tutmak sağlıklı ilişkiler geliştirir. İlişkilerde karşılıklı olmaya çalışın, başkalarının üzerine fazla düşüp bağımlılık yaratmayın ya da bir kimsenin başkalarıyla ilişkilerinizi engellemesine izin vermeyin.
ilerde insanlarla iletişime girmeye karşı bir isteksizlik oluşuyor. Sosyalleşmeye Eğer utangaçsanız, ilişki kurmada denemeler yapın. Örneğin, yanınızda oturan insana 'merhaba' demeye ya da kısa bir konuşma başlatmaya çalışın.
Çok aranan insanların nasıl davrandıklarını izleyerek onlardan öğrenin, ama yapabilecekleriniz konusunda gerçekçi olun, kendinize aşırı beklenti koymayın.
Hiç red yaşamamış çok az kimse vardır. Biri tarafından reddedilmiş olmanız, başkalarınca da reddedileceğiniz anlamına gelmez. Geçmişteki olumsuz deneyimleri kendinizi geliştirme konusunda öğrenme fırsatı olarak kullanın, bildiğiniz hatalarınızı yinelememeye çalışın.
Girişimci olun. İletişimi başkalarının başlatmasını beklemeyin, bizzat siz başlatın.
İlişki kurmak istediğiniz kimseyi iyi dinleyip konuştuklarıyla ilgilenin. Beden diliniz de ilginizi göstersin. Örneğin, göz teması kurun, güler yüzlü olun.
Yargılayıcı olmayın. İnsanlar arasındaki bireysel farklılıkları kabul etmeyi öğrenin. Her zaman onlara bir şans daha verin.
İlişkiler zamanla gelişir. Sabırlı olun ve karşınızdakilerin sizi tanımasına fırsat verin....
Bırak yollar girsin aramıza "Söz Sana "...Başka bir ten giremez koynuma....
Geçer zaman durmaz akar kör kuyuya "Ben Beklerim "..yenik düşmem ucuz oyunlara..

 

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:41
Yorumlar :0
 
 
 
 

Mutlu Olabilmenin Sorumluluğu üzerine...

Hayatı kendiliğinden oluşum ahengine uyarlı yaşamalı diyorum. Beden, ruh ve zihin denge bağlarını kasmadan yaşamaya özen göstermeli. Ne onun beğendiğimiz kısımlarını bencilliğimizin hücresine kapatıp sonsuza kadar saklamaya çalışmalı, ne de onun doğal devinim ritmini bozacak kadar hariçten davul çalmalı.. Olabildiğince sade ve yavaştan, sindire sindire yaşamaya gayret edilmeli. İlk yağan kara, ilk açan çiçeğe rastladığımızda uzun uzun bakabilmeliyiz; karar vermeliyiz, çimenlerin üstünde bir kedinin güneşte yuvarlanan keyfine mi, yoksa beş yıldızlı havuz başında otel kurallarına uygun güneşlenme keyfine mi daha çok imrenmeliyiz..

En sevimli güneş bir kış günü yüzümüzü okşayandır. Böyle bir günde yaz tatili için gereken parayı kazanmak adına kendinizi iş yerine kapatmış iseniz, hiç olmazsa öğlen paydosunda yemekhane yerine dışarı çıkıp yakındaki bir parka, park yoksa güneşi ensenizde hissedebileceğiniz bir meydana gidip simidinizi serçelerle paylaşmayı angarya sayıyorsanız, inanın ki siz kayıp bir yaşantının bekçiliğini yapmaktasınız..

Hiçbir şey sürekli tutulabilecek kadar sağlam ve durağan değildir; hiçbir şeye kalıcı ve sınırsız sahip olacak kadar da özgür değiliz. Hiçbir şey, ölüm bile sonsuz değil.. Hayatı başkalarına beğenilmek, hatta kendinizi kendinize beğendirmek için günlük kasıntılarla yaşamaya uğraşırken bir de bakmışsınız hayatın kış ortasında size sunmuş olduğu güneşli bir günün akşamına gelmişsiniz..

Her tür ıvır zıvır madde kazanımı sorumluluğunu büyük bir gayret ve ciddiyetle üstleniriz de, mutluluğun sorumluluğunu üstlenmeyiz; onun yerine mutsuzluğumuzun sorumluluğunu başkalarına ve kadere yükleriz. Sorumluluk isteyen her şey gibi, mutluluk da öğrenilebilir ve öğretilebilir bir şeydir. Kendimizi mutlu hissetmek adına, bireysel varlığımız toplumsal varlığımızdan önce ve daha çok sorumludur. Toplumsal varlığımız bize kendimizi tanıyacak, genetik bedenimize ve ruhumuza uygun bir hayat yolu açabilme fırsatı verecek kadar yaşamsal bir düzenin yanında, o fırsatı değerlendirebilecek felsefi bir alt yapı kültürünü vermekle, ve en azından bu kültürü öğrenebilecek donanımları, kitap, gazete, ve her türden hayat bilgisi yayınlarını kolay ulaşılabilir kılmakla sorumluyken, bireysel varlığımız sunulan bu felsefi alt yapı kültürü ve diğer hayat bilgilerini öğrenip kullanarak, düşünsel ve duygusal üretimlerimizi mutlu olmak için biçimlendirmekle sorumludur.. Mutlu olmakta toplumsal varlığımız ancak bir teşvik unsuru olabilir; son söz bireysel sorumluluktadır..

Toplumsal verileri bireysel mutluluğumuz için iyileştirmek ömürler boyu sürebilir. Tamam, çocuklarımız ve torunlarımız için bireysel varlığımızı toplumsal varlığımız için bir miktar feda edelim; ama unutmayalım ki bireysel varlığımızın mutlu olması için tek bir kısa ömür şansı varken, toplumsal varlığımızın birçok ömür boyu şansı sürecektir.

Gene de, eğer bilinçli bir şekilde bireysel varlığımızı tüm üretimleriyle mutluluğun alt yapı verilerini sağlayıcı ve iyileştirici bir toplumsal düzenin oluşumuna feda etmeyi seçmişsek, bu da pek ala bizi mutluluğa ***ürecek bir sorumluluk yolu olabilir. Ancak her ne olursa olsun mutluluğun felsefi sorumluluğunu öğrenmek ve öğretmek gerekiyor..
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:41
Yorumlar :0
 
 
 
 

KÜÇÜĞÜM....

KÜÇÜĞÜM....

Aynı sokakta oturuyorduk, her gün bir kızla geliyordu eve. Adı ESRARENGİZDİ.Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi, fakat kimse gerçeği bilmezdi,kirli sakalları vardı,yeşil gözlü esmerdi mahallenin kızları hayrandı ona, bense nefret ederdim, hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelir geçerdi. Bir gün onunla yolda karşılaştık çok güzel bir yüzü vardı bana gülümsedi şaşırdım, ama yinede onu sevmiyordum, fakat o çok farklıydı gece olunca lambası yanardı uyumak yerine onun evini seyrediyordum, onu sevmediğim halde her şeyiyle ilgileniyordum yavaş yavaş onu özlemeye başladım o an anladım ki hep kendimi kandırmışım. Ona karşı hissetiğim şey sevgiymiş. Artık o eve gelmeden uyuyamıyorum.Yanına gelen kızları kıskanırdım, herkes onun kötü olduğunu söyleyince hep onu savundum onunla karşılaşmak için kapıda dururdum, onu yine yolda gördüm, bana göz kırptı, yanımdan geçerken onu çağırdım, acelem var KÜÇÜĞÜM var dedi, bana aramızdaki yaş farkını hatırlatmıştı, eve gidip ağlamıştım, karar verdim ona aşkımı ilan edecektim, yolunu gözledim.Bir gün onu gelirken gördüm peşine düştüm o eve girdi. Biraz bekleyip kapıyı çaldım,açtı ne var KÜÇÜĞÜM dedi, SENİ SEVİYORUM dedim, gülümsedi EVET dedi, ne evet dedim konuşmadı.Koşarak dışarı çıktım, bir ay boyunca evden çıkmadım.Bir gün kızlarla konuşurken ambulans geldi onun evine girdi, sedye ile onu dışarı çıkardılar. Önümüzden geçerken bende seni KÜÇÜĞÜM dedi ve gözlerini yumdu. Kıpkırmızı oldum herkes bana bakıyordu, ağlayarak koşmaya başladım,akşama kadar sokakta gezdim.Gözyaşlarım durmadan akıyordu. Sonra eve geldim annemler ondan bahsediyorlardı. Sevdiği bir kız varmış, ailesi evlenmesine izin vermeyince kız evden kaçmış, sokak serserileri onu öldürmüş. Eve getirdi kızlar evi olmayan kızlarmış, kimi sevdiyse ölmüş. Çok sevip acı çekmiş,intahar edip hastahaneyi aramış. Polisler evin duvarında KÜÇÜĞÜM yazısını bulmuş, KÜÇÜĞÜM sende ölme yazıyormuş. Bende seni sevdim, sevdiklerim gibi sende ölme diye ben öldüm KÜÇÜĞÜM.....!!!

 

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:39
Yorumlar :0
 
 
 
 

Bir Lider Nasıl olmalı

Liderlik üzerine tüm fikirlere ve yazılanlara bakıldığında üç önemli nokta dikkati çekiyor: insan, etkileme ve amaçlar.

Liderlik insanlar arasında gerçekleşir, etkilemenin kullanımını içerir ve belli bir hedefe yöneliktir. Etkileme insanlar arası ilişkilerin pasif olmaması demektir. Ayrıca etkileme bir noktaya ulaşmak ya da bir hedefi başarmak için kullanılır.
Liderliğin ne olduğunu aha iyi anlamak için madalyonun diğer tarafına da bakmak ya da liderleri başarısızlığa iten faktörleri de gözden geçirmek gerekiyor. Purdue Üniversitesi Krannert Graduate School of Management'in dekanı Richard A. Cossier, aşağıda inceleyeceğemiz faktörlerin, geçmişte çok başarılı olan liderler için de geçerli olduğunu vurguluyor. Richard Cosier'in değindiği noktalar beş grup altında toplanıyor::

Etkin olmayan değişim yönetimi, liderin başarısızlığını hazırlayan bir faktör. Bu ilkede, geçmişte edindiği çalışma alışkanlıklarını bırakamayan liderin, geleceğe dönük yeniliklere ayak uyduramayacağı vurgulanır.
Dinleme yeteneğinin olmayışı, liderin başarısını etkileyen unsurların ikincisi. Bu noktada liderin kendini abartarak beğenmesi, olaylara tepeden bakması ve konulara gerekli önemi vermemesi, önemli konuların gözden kaçmasına neden olur. Oysa dinlemek, en etkin bir iletişim aracıdır. Enerji ister, dikkat ister, tasdik ister ve dinlemede dalgınlığa asla yer yoktur.
“Şanslı olmak, iyi olmantak daha iyidir”. Fark edileceği gibi bu ilke şansa yer vermeyen ve ben kaderimi şansa ve dış etkilere bağlamam, irademle kendim çizerim gibi düşünceler liderlikle örtüşmez.

Liderlik karşılıklılık gerektirir, tek başına bir olgu değildir, insanlar arasında gerçekleşir. Kağıt karıştırmanın, problem çözmenin ötesinde insana yönelik bir aktivitedir, dinamiktir ve güç kullanmayı içerir. Liderlerin ortak özelliklerine baktığımızda aşağıda sıralanan özellikler dikkati çekiyor:

Vizyon sahibi olması.
Tutkulu ve fedakar olması
İnançlı, kararlı ve tutarlı olması
Örnek teşkil etmesi
Güven
Güvenmesi/Takipçilerine güvenmesi
Güvenilir olması / Takipçilerinin güvenini kazanmış olması
Motive etmesi
Beklentileri vizyonla bütünleştirmesi
İlham vermesi
Gelişim odaklı olması
Adalet duygusunun olması
Mütevazı olması
İyi bir dinleyici olması
Açık iletişim kurması
İnsanlara karşı duyarlı olması
Durumlara karşı duyarlı olması
Yenilikçi olması
Hızlı ve etkin karar vermesi
Esnek olabilmesi
Hız (zamanı etkin kullanması)
Sinerjik takım kurabilmesi
Bilgi sahibi olması
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:38
Yorumlar :0
 
 
 
 

Keşke dememek için

Eğer; ilerde bir gün arkanı dönüp KEŞKE demek istemiyorsan, üç şeyi doğru seç.

Eşini doğru seç.

Doğru eş her zaman uzun zaman flört ettiğin kişi değildir. Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu, yaşam tarzlarının benzediği, espri anlayışının yakın olduğu, zor zamanlarında hep yanında olacağını bildiğin, dertlerini, sevinçlerini paylaşabileceğin, fikirlerine, olaylara bakış açısına güvendiğin, senin fikirlerine saygı duyan, konuşmaktan sıkılmayacağın, hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkarıp eğlendirebilen, gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın, aynı zamanda iyi bir arkadaş, fiziksel görünüşün dışında da seni sen olduğun için sevebilecek ve bunu kaldırabilecek birini eş olarak seçmelisin! ! !
Dünya da böyle biri var mı? diye sorabilirsiniz şimdi. Emin ol var! Tabii ki sayıları fazla değil. Hatta hayatta insanın karşısına ya bir ya da iki kere çıkar, belki de hiç çıkmaz... Önemli olan onu farkedebilmek.

Eğer bu satırları okunduğunda aklından bu özellikleri barındıran bir isim geçirmişsen çok şanlısın. Ne olursa olsun onunla birlikte olmak için elinden geleni yap. Çünkü bir daha onun gibisini bulma şansın çok az emin ol. Bütün aptal aşıklar gibi ilk hareketi ondan beklersen çok geç kalırsın…

Eğer bu satırlar sana böyle birini çağrıştırmıyorsa ya da şu evliysen yapacak bir şey yok. Ama henüz bekarsan onu aramaya hemen başla! Onu fark edebilmek için sadece etrafına bakman yeterli olacaktır. Çünkü o da sana bakıyor olacak!

İşini doğru seç... Doğru iş rahat iş değildir.

Çok kazandıran iş de değildir. Kariyer de değildir. Klimalı büro ortamı da değildir. Doğru iş olmaktan zevk aldığın yerdir. Sabahleyin kalktığında gitmekte üşenmediğin, bıkmadığın yerdir. Tabii yanında rahatlık, para, kariyer varsa ne ala...

Arkadaşlarını doğru seç.

Çok sayıda arkadaşın olması "iyi arkadaşın" olduğunun ispatı değildir.
Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir. Mutluluklarının yanında, acılarını da paylaşabileceğin, fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin, her zaman yanında olmasını isteyeceğin, seni madden değil manen zengin eden, bir tek arkadaş sana çok şeyler katacaktır.

*Alıntıdır
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:37
Yorumlar :0
 
 
 
 
 

Zirve100