| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

hayata dair herşey.. elimizden geldikçe paylaşacağız...

30 "kişisel gelişim" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"kişisel gelişim" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

999 Kez Hata Yapabilirsin.

999 Kez Hata Yapabilirsin.

İş dünyasındaki bir anlayışa göre; iş yapan hata yapacaktır. Bir kişi hata yapmıyorsa iş yaptığından şüphe edebilirsiniz.
Thomas Edison'a, 999 denemeden sonra yaptığı bininci deneyde ampulü bulmasıyla ilgili olarak şöyle bir soru yöneltmişler:
- 999 kez hata yapmanıza rağmen, bininci deneyi yapacak gücü nereden buldunuz? Edison şu yanıtı vermiş:
- Ampulün icadı bin aşamalı bir süreçti. Hata gibi görünen ilk 999 aşama, bininci ve son aşamaya götüren öğrenmelerle doluydu.
- 3M firmasının, hatalar nedeniyle bugünlere geldiği anlatılır.
Örneğin, ofislerde üzerine küçük notlar yazmak için kullandığımız Post-it'ler bir hata sonucu
bulunmuştur.

1900'lerin başında 3M şirketinin yöneticileri, araştırma geliştirme (ar-ge) bölümüne dünyanın

en güçlü yapışkanını geliştirme talimatını verirler. Yapılan uzun çalışmalardan sonra ar-ge bir

yapışkan geliştirir.

Ancak buldukları yapışkan, dünyanın en güçlü yapışkanı olmak bir yana, en zayıf
yapıştırıcısıdır.

Öyle ki, küçük bir bebek bile yapıştırılan nesneyi iki parmağıyla hafifçe çektiğinde nesne

kolaylıkla gelmektedir.

3M şirketi, eğer ar-ge ekibini hatasından dolayı cezalandırsaydı ve buluşlarını çöpe
atsaydı,bugün 3M firmasını dünyaya dağıtan ve en büyük şirketlerinden birisi yapan Post-it
kağıdı olmayacaktı.

Bugün dünya şirketleri, hata yapanları cezalandırmıyor.
Tam tersine, hata yapmayanları bünyelerinde barındırmıyorlar.
Hata yapmamanın iki nedeni olabilir:
Birincisi, iş yapmayanlar hata yapmaz. İkincisi, risk almaktan çekinenler hata yapmaz.
Hata yapma pahasına risk alma kültürü, bugünün iş dünyasında yaygınlaşıyor.
Ancak hatalara yaklaşımın şu olması gerekir:
Hata yapmaktan korkmayın!!

Ancak, silginiz kaleminizden önce tükeniyorsa, hatalardan korkmalısınız!!!

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:54
Yorumlar :0
 
 
 
 

Hayatın Riskleri ve Risklerin Hayatı...

Hayatın Riskleri ve Risklerin Hayatı

Gülmek “SAFTIR” denme riskini göze almaktır.
Ağlamak ise “DUYGUSAL” görünme riskini…
Birine yakınlaşmak “KENDİNİ KAPTIRMA” riskini göze almaktır.
Sevdiğini söylemek “SEVİLENİ YİTİRME” riskini…
Düşüncelerini söylemek ise “DOKUZ KÖYDEN KOVULMA” riskini…
Umutlanmak “HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRAMA” riskini göze almaktır.
Sevmek ise “KARŞILIK GÖRMEME” riskini…
Ama riskler alınmalıdır, çünkü hayatımızın en büyük riski hiç risk almamaktır.
Çünkü yaşamak “ÖLMEK” riskini göze almaktır.

[Ç]Alıntıdır
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:53
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yorumsuz

Asya'da maymun yakalamak icin kullanilan bir cesit tuzak vardir. Bir
>hindistancevizi oyulur ve iple bir agaca veya yerdeki bir kaziga
baglanir.
>
>Hindistancevizinin altina ince bir yarik acilir ve oradan icine tatli
bir
>yiyecek konur. Bu yarik sadece maymunun elini acikken sokacagi kadar
buyukluktedir, yumruk yaptiginda elini disari cikaramaz.Maymun,
tatlinin
>kokusunu alir, yiyecegi yakalamak icin elini iceri sokar ve yiyecegi
kavrar,
>ama yiyecek elindeyken elini disari cikarmasi olanaksizdir.
>
>Sikica yumruk yapilmis el, bu yariktan disari cikmaz. Avcilar
geldiginde,
>maymun cilgina doner ama kacamaz. Aslinda bu maymunu, tutsak eden
hicbirsey
>yoktur. Onu sadece onun kendi bagimliliginin gucu tutsak etmistir.
Yapmasi
>gereke tek sey elini acip yiyecegi birakmaktir. Ama zihninde
acgozlulugu o
>kadar gucludur ki bu tuzaktan kurtulan maymun cok nadir gorulur.
>
>Bizi tuzaga dusuren ve orada kalmamiza neden olan sey, arzularimiz ve
zihnimizde onlara bagimli olusumuzdur. Tum yapmamiz gereken, elimizi
acip
>benligimizi ve bagimli oldugumuz seyleri serbest birakmak ve
dolayisiyla
>ozgur olmaktir.
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:53
Yorumlar :0
 
 
 
 

başarı nedir

Çoğu zaman ve çok gülümsemek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine tahammül edebilmek; güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki "en iyiyi bulabilmek"; sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi hale getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terk etmek; bir tek hayatın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat nefes almış olduğunu bilmek. İşte "Başarmış Olmak" budur.

Ralph Waldo Emerson
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:52
Yorumlar :0
 
 
 
 

Olumlu Olun

Dusunceler , manyetik sinyaller yayarlar ve bu sinyaller ait olduklari dusuncelerin benzerlerini size dogru cekerler.

''Miknatis , sahip oldugunuz baskin dusunce ya da zihinsel tutum , benzerin benzeri cekmesi de kural olduguna gore, sonuc olarak zihinsel tutumunuz kendi dogasina uygun sartlari kendine cekecektir ve bu degismeyecektir ''Charles Haanel

Dusunceler manyetiktir ve frekanslari vardir. Siz dusunurken evrene yayilir ve manyetik gucleriyle ayni frekanstaki butun benzerlikleri miknatis gibi cekerler. Gonderilen her sey kaynagina geri doner. Ve ''Siz'' o kaynaksiniz.

Yorumum:

Olumsuz dusunleri ifade etmekten kacinin, OLUMLU dusunceleri gozunuzun onune getirin, saglikli, mutlu, akilli, basarili oldugunuzu dusunun. Insan beyni ayni anda birkac seyi dusunemez akliniza gelen olumsuzluklari daha once deneyimlediginiz iyi bir olay, bir basariyi getirerek unutun. Sebepler sonuclari dogurur ve unutmayin siz de bu evrenin bir parcasisiniz ve sizde bir sebepsiniz. Gerceklestirdiginiz her eylem bu evrende iyi ya da kotu bir sonuca sebep oluyor. Evrende iyi etkiler birakmak icin siz de hicbir seyin imkansiz olmadigini ve mutlulugun ancak mutlu bir dusunce kisiliginda size gelecegini aklinizin bir kosesinde bulundurun lutfen.Ufak iki ornek vermek istiyorum

Birinci ornekte olumsuz bir dusuncenin nasil olumsuzlugu cektigini anlatmak istiyorum. Ornegin; bir elinizde bir bardak cay var ve misafirlige gittiniz, ev sahibi yepyeni guzel koltuklar almiş ve siz icinizden "umarim dökmem" diye gecirdikten bir sure sonra o cayin dokulecegini goreceksiniz.Eminim buna benzer birseyleri deneyimlemissinizdir. Ya da ufak bir cocuga "dusme sakin" dedikten bir sure sonra dustugunu gormussunuzdur.

Olumluluk orneginde ise tembellige alismis bir ogrenciden bahsedebiliriz ya da basarisizliga alismis bir insandan. Bu insan, "ben basariliyim bu isi basarabilirim , yeterli yeteneklere sahibim ya da edinebilirim" demeye basladiktan bir sure sonra gercekten o konuda basarili olmaya baslar. Bu tur bir deneyimi eminim aranizda cok az kisi yasamistir. Nedenini sorarsaniz pek azimiz olumlulugun olumlulugu cekeceğini gercekten anlamisizdir. Bunun icin cok iyi bir ornek de "para parayi ceker." Zengin bir insan icin para cok da muhim degildir. Bu nedenle giderek artan bir olgudur ancak bu kisi parasini kaybetmekten korkmaya baslarsa iste o andan itibaren kendi iflasinin sebebi olmaya baslar.

Yukarida yazdiklarimi bir deneyin lutfen, bu aslinda bir mucize degil.
(Olumlu olun, olumlu bir hayat surun

*Alıntıdır.
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:51
Yorumlar :0
 
 
 
 

İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek...

Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama başka bir problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş. Daha
sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde; donmalar meydana gelmiş. Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler.

Bizim de uzun dikenlerimiz var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de zararlı. Çoğu zaman kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza. Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...

[Ç]Alıntı

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:50
Yorumlar :0
 
 
 
 

Dikkat vücudunuz konuşuyor

Bir mesajın ancak yüzde 7'sinin sözlerle verildiğini belirten beden dili uzmanı Ahmet Şerif İzgören, kalanının ise beden tarafından ifade edildiğini söyledi. 'Dikkat Vücudunuz Konuşuyor' adlı kitaba göre, eller, bakışlar ve duruş ruhun aynası. İnsanların ruh halini, vücut dilinin ortaya koyduğunu belirten kitabın yazarı Ahmet Şerif İzgören, kişilerin karşısındakine mesajı yüzde 7 oranında sözlerle, yüzde 93'ünü ise ses ve beden diliyle verdiğini kaydediyor.

Kitaba göre, işaret parmağını kaldırıp konuşanlar, gizli bir şekilde karşısındakini tehdit ediyor, elleri kenetli olanlar ise genel bir olumsuzluk ya da hayal kırıklığı yaşadıklarının mesajını veriyor. Ellerini önde birleştirerek el pençe divan duranlar, karşısındakine ne isterseniz yaparım demek isterken, ellerin arkada birleşmesi ise kendine olan özgüveni, meydan okumayı anlatıyor. Parmak uçları birbirine yapıştırarak duruş ise konuya hakim olduğuna, bir elin yüzü kapatması ise endişe içinde bulunulduğuna ait detay veriyor. Elin çeneyi okşaması bir kimsenin karar verme sürecinde olduğunu gösterirken, dinleyen kişinin eli yanaktayken, başparmağı çene altındaysa karşısındakine eleştirel, hatta rekabetçi yaklaşımını sergiliyor.

Diğer parmakların ağzı örtmesi ise iki şeyin ipucu olarak nitelendirilirken, "benim söyleyeceklerim var" veya 'sana inanmıyorum' olarak değerlendiriliyor. Kişiler, kendilerini güvende hissetmek için genelde masa, kürsü gibi bir yerin arkasında olmak istiyor. Eğer bu yoksa savunma güdülerini bacak bacak üzerine atarak ya da kolları kavuşturarak gösteriyor. Özellikle yabancı ortamlarda bulunanlar, kollarını kavuşturarak savunmaya geçiyor, bu sırada başparmaklarını dışarda bırakanlar ise savunmadayım ama rekabete hazırım mesajı veriyor.

Bacak bacak üstüne atmak ise savunmanın diğer bir şekli. Daha çok kadınların tercih ettiği bu oturuş, içine kapanıklık ve savunmaya geçme duygusunun göstergesi kabul ediliyor. Kişi kabuğuna çekiliyor ve fikrini açıklamaya karar verdiğinde bacak bacak üzerine atmaktan vazgeçiyor. Bacağını dizden büküp diğerinin üzerine koyarak oturuş
ise meydan okuma, hırs ve rekabetin işareti olurken, ayakları çapraz durumda olan kişilerin sakladıkları itirafları veya verebilecekleri tavizler bulunuyor. Yalan söyleyen kişiler ise yüzüne dokunup, gözlerini kaçırıyor, erkeklerin büyük çoğunluğu yalan söylerken
yakasıyla oynuyor ve gömleğini gevşetiyor.


Kaynak : habersaglik.com
Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:50
Yorumlar :0
 
 
 
 

Karınca Görüşü

Karınca Görüşü

Tartışmalar bana bir psikoloji profesörünün şu hikayesini hatırlatır. Profesör bir test sorusu olarak öğrencilerinden bir karıncanın çevresindeki hayvanları nasıl ayırabileceğini düşünmelerini istemiştir. İşte sonuç; Karınca, hayvanlar alemini iki sınıfa ayırmaktadır.

a) Aslan, kaplan ve çıngıraklı yılan gibi şefkatli ve iyi huylu hayvanlar ve;

b) Piliçler, ördekler ve kazlar gibi yırtıcı hayvanlar.

Her şey sizin görüşünüze bağlıdır.

Jımmy POWERS

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:49
Yorumlar :0
 
 
 
 

Olgunluğa Erişmek

Olgunluğa Erişmek

Gerçeği kabul edip, ondan yapıcı biçimde yararlanabiliyorsan,
Değişikliği kabul edip, ona uyabiliyorsan,
Gerilim, üzüntü ve korkuların oluşturduğu belirtilere karşı gerçek bir sahip olma yeteneğin varsa,
Vermek, almaktan daha çok haz veriyorsa,
Başka insanlarla karşılıklı, doyurucu ve yardıma dayanan bir ilişki kurabiliyorsan,
Ve de insanın içindeki içgüdüsel düşmanca enerjiyi yaratıcı ve yapıcı amaçlarla kullanabiliyorsan,
Ayrıca sevme yeteneğin varsa,
Sen, duygusal olgunluğa erişmiş bir kişi sayılırsın.

Dr. W.C. MEINNIER

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:48
Yorumlar :0
 
 
 
 

Stresle Başa Çıkma Yolları

Stresle Başa Çıkma Yolları

Çağımızda çevresel ve sosyal uyarıcıların yoğunlaşması ve bu uyarıcıların şiddetinin gitgide artması, stres denilen olgunun ortaya çıkmasına zemin hazırlanmaktadır. Ancak stresin oluşumunda çevre kadar kendi algılama ve düşünme biçimimizin de büyük bir etkisi vardır. Kendi bilişsel yapımızı daha iyi anlayarak, stres düzeyimizi denetleyebileceğimiz görülmüştür.

Eğer çevremizdeki herşeyi, siyah-beyaz gibi karşıtlıklar içinde görüyorsak, bu durumda, ben ve sen, iyi ve kötü gibi katı ayrımlar, ilişkilerimizi zıt kutuplu ve dolayısı ile gerilimli bir hale getirecektir.

Stresten kurtulmak için, nesneler arasındaki bütüncül ilişkiyi ve karşılıklı bağımlılığı görebilmeliyiz, aksi taktirde hangi yöntemi uygularsak uygulayalım başarılı olamayız. Stresten kurtulmaya yönelik bazı tekniklerin yararlı olabilmesi için ilk önce bu bilincin geliştirilmesi gereklidir.

Strese yol açan temel düşünme biçimleri:

Ya hep ya hiç türü düşünme: Herşeyi “siyah ya da beyaz” kategorisi içinde düşünmek. Örnek: “İnsan bir işi en mükemmel bir biçimde yapamayacaksa hiç yapmasın daha iyi” düşüncesi,

Aşırı genelleme: Tek bir olaydan hareketle, bütüne yönelik olumsuz düşünceler geliştirmek. Örnek: “En iyi arkadaşım beni anlamadı, zaten beni hiç kimse anlamıyor,”

Zihinsel süzgeç: Sadece olumsuz ayrıntıların alınıp onlara yoğunlaşılması. Örnek: “Bu hafta sonu sınav var. Ailemin yanına gidemeyeceğim. Zaten çalışamıyorum. Bütün aksilikler hep beni buluyor”,

Olumluyu geçersiz kılmak: Olumlu olayları dikkate almayıp, olumsuz taraflarını görmek. Örnek: “Bu iyi notu arkadaşımla çalışarak aldım. Kendi kendime asla başaramazdım”,

Hemen bir sonuca varmak: Küçük bir olaydan büyük sonuçlara varmak gibi. Örnek: “Daha ilk sınavdan kötü bir not aldım, bu gidişle sınıfı geçebilmem olanaksız”,

Olumsuz etiketleme: Kendinizin ya da başkalarının hatalarını anlamak yerine, bunları bir kalıba oturtmak. Örnek: “O bencilin tekidir.” “Ben bir hiçim” gibi…

Stres oluşturucu düşüncelerin farkında olmak ve önüne geçmek, kişinin kendi kendine ürettiği stresin azalmasına yardımcı olacaktır.

Kendi zihinsel yapımızdan kaynaklanan stresimizin dışında yaşamamızın temel stres kaynakları da şöyle sıralanabilir:

Rol belirsizliği: Yaşamda kendimiz için anlamlı ve tutarlı bir rol bulamamak. Kişinin sevdiği bir mesleği uyguluyamaması, sevilen bir eş, baba, ya da kardeş olmaması gibi.

Kişilerarası çatışmalar: Bu durum öncelikle kişinin kendi iç uyumsuzluğundan doğar. Kendi duyguları konusunda kendisine karşı dürüst olan bir kişi başkalarıyla daha kolay ve etkin bir iletişim kurabilir.

Sorumluluk: Taşıyabileceğimizden çok daha fazla sorumluluk almamız durumunda aşırı bir stres altında kalabiliriz. Doğru zamanda, doğru şeylerin sorumluluğunu almalıyız. Ancak hiç sorumluluk almamak ve sürekli sorumluluktan kaçmak da yaşamımızda boşluk ve anlamsızlık duygularından doğan daha yoğun bir stres üretebilir.

Yoğun çalışma yükü: Çok fazla iş yüklendiğimizde ya da bu işler kapasitemizi aştığında da yukarıda belirtilen durumla karşılaşabiliriz.

Stres kaynaklarıyla başedebilmek için, insanların sıklıkla kullandığı yanlış yöntemler vardır. Bunlar stresi geçici olarak engellemekle beraber, uzun vadede daha çok strese sebep olurlar, kısaca:

Bazı uyumsuz davranışlar: Alkol ve maddeye sığınma, bağımlılık, saldırganlık, gerçeklerden kaçma, içe kapanma, kendine zarar verme davranışları ve depresyona girmek gibi,

Kendini düşünce düzeyinde kandırmaya yönelik davranışlar: Stresi inkar etmek ve bastırmak gibi…

Stresle başetme yöntemleri üç grupta incelenebilir:

Bedene yönelik yöntemler: Çeşitli gevşeme yöntemleri, nefes egzersizleri, aerobik, jimnastik, doğru beslenme, düzenli uyku.

Duygu ve düşüncelere yönelik yöntemler: Yaşama iyimser gözlükle bakmak, genellemeler yapmadan olayları sürekli araştırıcı ve derinlemesine ele almak. Stres oluşturucu etkenleri bir tehditten çok ‘yeteneklerini sınama olanağı’ olarak yorumlamak, inanç ve sabit varsayımların yerine incelemeyi öğrenmek, duygularını başkalarıyla paylaşabilmeyi ve uygun bir şekilde ifade edebilmeyi öğrenmek.

Duruma yönelik yöntemler: Zamanı yoğun ve içerikli bir biçimde yaşamak, sosyal ilişkilerin verdiği destekten yararlanmak. Girişimci davranabilmek.

Etiket :kişisel gelişim
sahra
10 Temmuz 2008
09:47
Yorumlar :0
 
 
 
 
 

Zirve100