| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

hayata dair herşey.. elimizden geldikçe paylaşacağız...

42 "köşe yazıları" etiketi kullanan gönderi (sayfa 2)"köşe yazıları" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

yüreğim senden yana

Yazmayacaktım bir daha oysa;kağıdı,kalemi elime almayacaktım güya... Duygularımla boğuştum ,gururum hakimdi duygularımın açıklığına,zaman kaybıydı anlasamda,ben hep verdim duygularımı zor anlarında başkalarına ama inandı yüreğim bir başka duygunun daha olmadığına...Duygularım şu sıralar serseri... ...Serseri Yürek... Yağmur yağmak için ne seni, ne beni,ne de başkalarını bekler.Sende ıslanmak istersen ne beni,ne de başkalarını...Boşver bekleme. ...Yalnız dünyama girme ne olur bundan böyle,ya da hiç gitme gece...) İşte ben söyleyemem bunları,işte bundandır söyleyemediklerim ve açılan yaralar,yazılarda boğulurum,tamam yazmamalıyım desem de,atsamda kağıdı,kalemi,ellerim tuşlara basmasa da beynime yazıyorum.Ama ben söyleyemiyorum işte; yüreğimi dökemiyorum cümlelere,döksemde dilime...Ama yağmura inat dinlemek istemediğim şarkıları dinliyorum dillendiremediklerime inat. Anlayacağın,hayat bana yine yalan söyledi yüreğim senden yana;ya senin yüreğin?
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:14
Yorumlar :0
 
 
 
 

çünkü!!

Uzun zaman oldu içimdeki maviler donalı. Kendim seçtim sevdayı tek başıma yaşamayı. Yalnızlığımın sorumluluğunu taşıyacak kadar da yürekli olduğumu düşünür ve söylerdim herkese gururla. Geceler sancı olur işlerdi içime ama yüreğimde yaşattığım sevdamı düşündükçe, içime yayılan sıcaklık alıp götürürdü tüm sancılarımı...

Ne kadar zamandır böyleyim, ne kadar zamandır en yakın dostum özlem, hatırlamıyorum. Sanki zaman durdu. Evet özlüyorum ve özlemeyi de seviyorum. Çünkü özlemin içinde aşkım, mutluluğum, umutlarım var. Gidenlerin ardından ağıt yakmamayı öğreneli çok uzun zaman oldu ama sen bambaşkaydın. Kimseyi senin kadar sevmemiştim ki. Seni birine anlatmaya kalksam sözcükler yetmiyor, kelimeler acizleşiyor. Neye benzetsem, hep bir yanın eksik kalıyor...

Gülemiyorum artık? En iyi yapabildiğim şeyi kaybettim? Aslında önce seni ve senle birlikte herşeyimi kaybettim. Yanımda yoksun. Olsan sarılırdım sana sıkı sıkı. Bırakmazdım, sıkılır, bağırır çağırırdın ama ben biraz daha fazla sarılırdım sana. Biliyorum benden bağımsızdın, hiç sahip olamadım sana. Olmakta istemedim aslında, çünkü hep yanımda olacaktın... Ya da ben öyle sandım...

Dinlediğim her şarkıda, her yağmurda ıslanışımda, dalgaların kayalara çarpışında, her nisanda ve her eylülde, sen yeniden gidiyorsun benden. Ben bu ayrılışların acısını yaşarken, birgün gidebileceklerini düşünerek, kimsenin gelmesine izin vermiyordum…

Sana ilk satırlarımı yazdığımda, yine mum ışığı vardı odamda. Soğuk, beyaz bir defterin her şeyi hayale dönüştüren sayfalarında, ilk kez seni yaşamıştım. Şimdi uzun yağmurların ve karın ardından odamda,artık sana yazmamalıyım . Çünkü ben artık hayal kırıklılığı yaşamak istemiyorum ..
Ortasından kopartıldığı için hiçbir zaman sonu gelmeyecek günlerimize dönüp, hala seni arıyorum... Çünkü.............çünküsü yok bitti...
sevgiler..
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:13
Yorumlar :0
 
 
 
 

Yeni Jenerasyon

Giderek globalleşen dünyamız üzerinde ve bunun rüzgarına kapılan ilk varlıklar olarak, ilk çağlardan bu yana,
bulunduğumuz lobiler için mücadeleler vermekteyiz.Hızla değişmekte olan, globalleşme yolunda emin adımlarla
ilerleyen insanoğlu ve bu rüzgarın akışına kapılan mabedlerin en köklüsü Türkiyemiz. Orta Asya'dan yola çıkıp,
Mezopotamya, İran-Irak-Mısır ve Suriye bölgeleri, Anadolu, Balkanlar ve Orta Avrupa ve hatta Fas'a kadar uzanan
bir cihad mantalitesine sahip olan, 7 iklim 4 kıta sahibi olan biz Türkler.. Henüz 100 yıl öncesine kısa bir göz
atarsak, birçok yönden ilklerin yaşandığı ve sonuçları saymakla bitmeyecek olan bir savaş. Türklerin sınırları
zorladığı ve aştığı bir harp. Son delikanlıların orada efsane olup göç ettiği savaş, Çanakkale Savaşı.. Dünyaya
``Biz meydan muhabaresinde yenilmeyiz.`` dediğimiz o an. Evet tüm dünya bunu kabullenmişti. Çanakkale geçilmezdi..
Bunu gören, anlayan Yahudi-Hristiyan lobileri şimdilerde ise bırakın Çanakkale'yi geçmeyi, ilerleyip Şırnak'tan
çıkmışlar ve Kuzey Irak'ta terör faaliyetlerinde bulunup, akabinde Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için terörden
kurtulması gerekiyor diye bir kriter sunmaktadır. Dünyandaki her olayın birbirine bağlı olduğunu ele alırsak, Türkiye
üzerine oynanan oyunlar milyonları aşmış, oyuncular ise milyarları aşmıştır. Bütün dünya biz Türkleri sömürmek
için uğraşırken, biz de bütün dünyaya karşı koymaktayız.. Dünya üzerinde örf, adet, ahlak ve aile yapısı
değişmemiş tek millettir Türk milleti. ABD ve Yahudi lobileri bunu değiştirip dünyaya egemen olmak istemektedirler.
Nasıl mı? Televizyon kanallarında; basın-yayın organlarıyla, pornografik kanallarla, insanlığa yararı olmayan
magazin programlarıyla ve reklamlarla. Bilgisayarlarda; saçma sapan sohbet platformlarıyla, pornografik sitelerle,
traj amaçlı video siteleriyle. Yeni yetme rock, rap müziklerle. Yeni yetme break, tango gibi danslarla. Sadece Rap
piyasası üzerinden ülkemizde oynanan oyunlardan bahsetsek kısaca umutlarınızı bile yıkmaya yeter.
Hani bizim asırlık Türk Sanat Müziğimiz, asırlık halk oyunlarımız, tarihimiz, kültürümüz? Yıkılsın, bitsin
gitsin mi?. Hedef: Gençler. Atalarımızın bize bıraktığı hazineyi anlatmaya başlamak kolay, bitirmek bir o kadar imkansızdır.
Peki biz bu hazineye nasıl sahip çıkıyoruz? Tv kanallarında ve bilgisayar başında saatlerimizi feda ederek, tv lere açık saçık
kıyafetlerle çıkıp danslara katılmak, uyuşturucu ortamlarına girerek, partnerimizle sınırsınız cinsel temasta bulunarak
ve daha bir sürü ahlak dışı davranışlar.. Borcunuzun ne olduğunun farkında mısınız ey Türk gençliği? Sizler için
tüm dünyaya karşı mücadele veren, tüm lobilere karşı savaşan onlarca kahramanlarımız var. Onlar sizlerden tek birşey bekliyor.
Yüksek vasıflı Türk olmaktan ödün vermemek. Onlar sizin için cehenneme dünyadayken gidiyorlar. Onların cennetinin yolu,
cehennemden geçiyor. Akışına kapıldığımız yanlış rüzgarlardan kendimizi geriye çekelim. Onlar bizim için bu toprakları kan
ile kurtardı. Kan ile suladığımız toprağımızla, canla yazdığımız marş-ı ilahımızla, hangi ademi uğurlamadık arş-ı semaya?
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:12
Yorumlar :0
 
 
 
 

Necisiniz?

Bir kış günüydü ve hava normalden epey bir soğuktu o gün. Kalacak bir yerim olmadığı için soluğu bir otelde almıştım. Otel kapısı kapanmıştı, eh saat geç olmuştu. Nihayet zili vardı ve bastığımda minyon yapılı yağlı saçlı ömrünün ortasında olan bir adam kapıyı açtı. Otel sıcaktı ve lobide koyu muhabbet döndüren üç kişi gördüm. Otel belboyu beni koltuklara buyur etti ve çayımı getirdi. Henüz odayı alamadan kendimi o koyu muhabbetin içinde buldum. İçlerinden beyaz saçlı, ilk bakışta her yönden hayat cilvesinin temel taşlarını kırmış birine benziyordu. Lakin konuşmaları da fena değildi. Ülkemizde oluşan çeşitli provoke eylemleri, yakın tarih suikastları, terör örgütü PKK ile ilgili şahsi fikirlerini bizlere beyan edip, sorumluları bunlardır dediği insanları eleştiriyordu. Dinledim, dinledim, dinledim...
-Teşekkür ederim efendim, sohbetiniz güzeldi
-Rica ederim ne demek, sizin gibi gençlere en büyük mirasımız, yaşadığımız her anın kısa özetleri ve ana fikirleridir.
-Haklısınız, tekrar memnun oldum, iyi geceler.
-İyi geceler...
İki saniye sonra yaşlı adam resepsiyondan anahtarını alma safhasında otel müdürü ile şöyle bir diyaloğa giriyorki, duymamak mümkün değil.
-Televizyonlarda porno kanallar varmı?
-Var efendim.
-Ovvv çok güzel...
O anki halimden belli olacakki, barmen tam on beş metre uzaklıktan şaşırdığımı farkedip gülmeye başladı...
Her insanın olduğu gibi, bu yaşlı adamın da bir savunusu, bir görüşü vardı. Sözlerinde hep o davanın kalıplarını kullanıp örnekler vermekteydi..
Buna benzer bir çok olay yaşadım ben. İnsanlar bana: Sağcıyım, solcuyum, sosyalistim, devrimciyim, Atatürkçüyüm, komunistim, kürtüm, Fethullahçıyım, Süleymancıyım vS. adları altında o kadar lügat okudularki...
Hep dinledim. Hiç itiraz etmedim. Bu insanların bana aktarmak istediklerini bir bir topladım, biriktirdim, arşivledim. Elimdeki bu malzemeleri sonunda sentezlemeye karar verdim. Vardığım sonuç o kadar da beklediğiniz gibi olağanüstü olmamakla beraber, kalıplaşmış bir sonuç oldu.
İnsanlar; aynı dava için bir şekilde provoke edilmiş ve bölünmüşler. Hepsi aynı davayı anlatıyor. Hepsi aynı düşünceyi savunuyor hiç şüphesiz. Yani yaptığım sentez içerisinde; karıştırdığım, harmanlamış olduğum bu birikimler bana tek bir renk gösterdi...
VATAN, MİLLET, NAMUS..
Ve ben... Şimdilerde tek düşüncem, tek derdim, tek davam Vatan. O zaman ben Müslümanım ve Türküm. Allah için vatanımı savunmak boynumun kesin borcudur. Ben neciyim? Müslüman Türk olmanın ne demek olduğunu hala anlayamayanlar olduğu gibi, anlayıp gibi gözüken ama değer bilmeyenler de var. İnanın dünyada Müslüman Türk olmak kadar ayrıcalıklı bir şey olmadığına karar verdim. Merak ediyorum sağda solda yukarda aşağıda bölünmek yerine neden tek bir çatı altında toplanmıyoruz?
Peki şimdi sizlere sormak istiyorum. Bu zaman zarfı içerisinde ne olmak gerek? Siz necisiniz?
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:11
Yorumlar :0
 
 
 
 

geri getir


Kalabalık ve yorgun şehrin insanları. Gece ve gündüzü rüyasına katarak hayalleri ile pişiren insanlar.. Kocaman binaların arasında uçuşan umutlarınız bahçenizdeki çiçeğin dalında saklı.. Belkide yaprağında..

Cam kenarına oturup yağmuru izleyen yaşlı kadın. Her damlada belkide hayatından giden yıllarını, umutlarını, mutluluklarını, gözyaşlarını hatırlıyor. Her yağmur damlasında bir umut bir gülümseme kaybetmek..

Kalbindeki bahçede yetiştirip büyük bir özenle büyüttüğü umutlarının üzerine yağan yağmur.. Yitirilen umutlar, yitirilen yıllar. Nasıl geçtiğini anlamadığı, hep dünü değil yarını düşündüğü, hep gelecek için çabaladığı bu uzun sanıp çok kısa kalan, göz açıp kapatmak kadar kısa süren ömrüne sığdırdığı aşkları, aldanışları, ihanetleri işte yağmurun sildikleri..

Alıp bir anda belki sokağın bir ucuna belki şehrin diğer ucuna taşıdıkları.. Bulutların bize acımasızca gönderdiği yaralarımızı deşen, umut denizlerimizi kurutan, hayallerimizin ıssız yerlerde açmasına yol açan, toprağın kokusunda kaybettiğimiz sevgilinin kokusunu bulduran, içimizdeki fırtınayla birleştirdiğinde tüm şehrin yorgun insanlarının umutlarını alıp kasırgayla birleştirip, tozlu gramofondan çalan o eski ezgiyle, içimizdeki sevgi ile yaktığımız mumlarla pencerenin kenarına geçip kendini gece ve yıldızlarla dans ederken izleten yağmur..

Gece, yıldızlar ve senin şahit olduğun hayatımı geri getirmeni diliyorum...

Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:09
Yorumlar :0
 
 
 
 

terörist

Filmleri vardır o makinaların. Bilimkurgu adı altındaki bu filmlerde yabancı uluslar geçmişe
dönüş makinalarını senaryoya dahil ederler. Eğer öyle bir makinamız olsa ve şöyle geçmişe
dönüp kısa bir göz atacak olursak ülkesinin yönetiminden memnun olmayan azınlıklar göze çarpıyor.
İsyanlar çıkarır, ses duyurma girişimlerinde bulunurlardı.
Peki ama nerde?..
O geçmişe göz atarken, o azınlıkların bir yada iki hamle ile bastırıldığını görüyoruz.
Peki ama nerde?..
Günümüze tekrar geri dönecek olursak eğer, bu isyanların artık çeşitli liderlerin
devrimleri ve doğanın kanunlarıyla beraber isimlerinin değişmekte veya değişmiş olduğunu görmekteyiz.
Peki ama nerde?..
Günümüzde isimleri ne olursa olsun bu bahsettiğimiz eylemler ne kadar çaba harcanırsa harcansın bastırılamıyor.
Peki ama neden?..
Osmanlı zamanlarında isyan çıkınca, azınlıklar delikanlı gibi hodri meydan diyerek isyan çıkarırlardı.
Bugünkü gibi dağa bayıra kaçıp ötmek gibi niyetleri yoktu. Zamanın yöneticileri ise kendi stratejilerince
bu isyanı doğru da olsa yanlış da olsa bastırmasını bilirlerdi. Çünkü hodri; meydanda oluşurdu.
NEDEN GERÇEKLERİ GÖREMİYORUZ? YOKSA GEÇMİŞİMİZİ UNUTTUK MU? BU KADAR KÖRELDİK Mİ? İLLA BİZE GEÇMİŞE DÖNÜŞ
MAKİNASI MI LAZIM? ONU DA MAKİNA SOĞUK ÇALIŞMIYOR DİYE BİR KENARA ATARSINIZ GERÇİ...
Şimdilerde ise bu azınlıkların ismi değişmiş; TERÖRİST...
Bir takım insanlar boş bulduğu mezopotamya bölgesine giderler. Parayı ve silahı gösterirler. O insanlar cahil ama
aptal değiller öyle ya? Cahil olduklarından dolayı parayı seçerler, aptal olmadıklarından dolayı dağa çıkarlar. Hodri; dağ...
Peki sizce asıl terörist kim?
Eline zorla silah verilen kardeşlerimiz mi? Zorla dağa kaldırılıp tecavüz edilen namusumuz dediğimiz kızlarımız mı?
Hiçbir dış güçten korkmayıp, Başbakanın ``Sayın`` olarak hitap edip, ben ise deliliğimi, cesaretimi ve yüreğimi
bu makale sayesinde herkese göstermek için adını ``İT`` olarak değiştirdiğim Apo köpeğinin; ``Seni özgürlüğüne kavuşturacağım``
cümleleriyle o kızlara yaptığı tecavüzler midir onları terörist yapan?
Terörist: eli silah tutmayan; tutturan, oyun uyduran; oynatan, dağa çıkmayan; çıkartan, dağda olmayan;
beyaz sarayda olan! Değil midir sizce?
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:08
Yorumlar :0
 
 
 
 

say ki ölüyorum ben

İlk defa senliğime dair kırgınlığımdan yazıyorum sana… hani aniden bana yüzünü dönüşün geliyor aklıma..kurşunlanmak gibiydi kalbimden …derin bir kılıç darbesiyle yüreğimi ezmek gibi… uykusuzum ve mutsuz …..bilmeni istemiyorum bu gecede….istediğimden değil satırlarıma düşen yaralı tarafım …günlerdir tamamlamaya çalıştığım eksikliğini cümlelerdeki benle birleştirmeye çalışıyorum sadece…ve seni koyacak yer yok şimdi sözcüklerde..


Kocaman kucaklar açsam özlemlerime, kim görür sarıldığım boşlukları..arsızlığım var şimdi sana dair..nedendir bilmediğim yarım kalmışlıklar gibi..en tatlı yerinde bıraktığın pasta gibi derdi kardeşim….

Su gibiymiş oysa sevmek seni…ekmek gibi…
Ve seni sevmekle başlıyor hayat….
Her şey sen gibi…

Ben değil bekli sendeki yalnızlık …. Bendeki yokluğun dipsiz bir kör karanlık sonu olmayan…

Hani yanımda olsan şimdi;
Uzunca sarılırdım boynuna…bırakmazdı ellerim ellerini.. kitlendiğim bakışlarına dalardı gözlerim..yaslardım başımı göğsüne, en uzun uykum olsun bu yanı başında isterdim..son gecem olsa razıyım bir kez daha dizinde…….

Hani yanımda olsan şimdi;
bana bakardın uzunca ,bilirim ..başımı düşürürdüm sora omzuna …utanırdım ,konuşamazdım ….öyle savunmasız bir hal kaplardı benliğimi….şiir gibi büyürdü sevdamız…

Hani yanımda olsan şimdi;
İlk ve son defa…nelerdi söylemek istenenler,nelerdi aklıma düşen …bir defacık seni görsem …. Susmalımı şimdi sözcükler….kırgınlığına demledin ya beni…bırakıp uzun uykulara daldı ya gözlerin..acıtıyor işte bu sensizlik…korkuyorum böylesinden…..ve biliyor musun ölmek gibi biraz….her defasında ölüp hayatta kalmak…..

Say ki sabahı yok bu gecenin…. Say ki ölüyorum ben…son nefesim olursa bu sensiz…bir defa yanımda durmadan..uzunca susmalı işte şimdi….özlemlere sarılmalı bu akşam…gözyaşları biriktirmeli avucunda…..

Kırıklığına ağlıyorum …..olurda bu gece ölürsem……..

Hani bir defa yanımda olsan…
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:07
Yorumlar :0
 
 
 
 

değişim ve hesaplaşmak

Geçmişimizle hesaplaşabilirsek, en azından her şeye rağmen bizi "Biz" yapan şeylerin o geçmişimiz olduğunun farkına varabilirsek ve tabii ki doğal bir sonucu olarak herşeyimizle; geçmişimizle, umutlarımızla, hatalarımızla, mağduriyetlerimizle, mazlumluğumuzla, zalimliğimizle...

Yani herşeyimizle kendimizi kendimize kabul ettirebiliyorsak, geçmişi değil ama geçmişin yarattığı "Biz"i de değiştirebiliriz...

Bu demek oluyor ki "Kimlik Bütünlüğümüzü" oluşturabiliriz... Huzur¤¤un en temel şartı budur. Önemli olan geçmişimizle hesaplaşabilmek ve bizi "Biz" yapan her şeyi kabullenebilmek. Yanlışlarımızın farkına varıp en azından değiştirmeye çalışmak... Bunu yaptığımız zaman bugünü olmasa bile, emin olun ki geleceği değiştirebiliriz.

"Geleceğe Dönüş" filiminde şöyle diyor:
"Gelecek daha yazılmadı ki? Değiştirmek te senin elinde..."

Tek yapmamız gereken, artık kendimizi tanımlamak...

"Kimim Ben?"

Hatalarımın, İnatlarımın ve Mağduriyetlerimin yarattığı insan mıyım?
Yoksa
Hatalarımdan, İnatlarımdan ve Mağduriyetlerimden ders alan insan mıyım?

Hatalarınızın, İnatlarınızın ve Mağduriyetlerinizin sizi değiştirmesine mi izin verdiniz?
Yoksa
Hatalarınızı, İnatlarınızı ve Mağduriyetlerinizi siz telafi edip, değiştirdiniz mi?

Asıl önemli olan bu...

Gerçekte hangisi olduğunuz...

Değişimin sonucu musunuz?
Yoksa
Değişimin kendisi misiniz?

Ben Değişimin Kendisi olmayı tercih ediyorum.


Değişimin Sonucu olmak, her zaman için "Edilgen" olmak demektir.
Hayatı başkalarından kopya çekmek demektir.
Kendi hayatını çizememek demektir.
Değişmek demek değil, Değiştirilmek demektir.
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:07
Yorumlar :0
 
 
 
 

Sizde Bir Düşünün

hayat çok garip biyerde hüzün biyerde mutluluk insanlar hep kendini düşünür olmuş bu hayatta kimsenin kimseye saygısı sevgisi kalmamış insanlar merhamet duygularını kaybetmiş
bazen durup düşünmek gerek olanları güneydogudaki dogudaki çocukları düşünüyorum bugünlerde fazlasıyla okumak için neler yapıyorlar karda sogukta üzerlerinde hiçbirşey olmadan ayakkabısız okula gidiyorlar üşüyorlar hasta oluyorlar doktorları yok ilaçları yok
okadar insan parasını har vurup harman savuruyor neden o paralarla bu çocuklara yardım etmiyorlar
ben şunu düşünüyorum aynı durumda bizde olabiliriz bizimde çocuklarımız olabilir ve benim vicdanım hiç rahat degil sonuçta hepsi bizim evladımız
merak ettigim bunları en çok düşünmesi gereken insanlar düşünüyomu bu çocukları o insanları acaba vicdanları rahatmı
onlar için bişeyler yapabiliriz yapmamız gerekir sizde bunu düşünün biraz lütfen
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:06
Yorumlar :0
 
 
 
 

özel Numara

Önceki yazılarımdan az çok anlamışsınızdır,kişinin özel hayatının mahremiyetine saygısızlığa ,ansızın ve düşüncesizce telefonla ya da çat kapı ile rahatsız edilme durumlarına ne kadar şiddetle karşı olduğumu.

Eşim dostum bilir.Asla ve asla gizlenmiş numaralardan aranan telefonlara bakmam.
Bir insan durup dururken numarasını neden gizler?
Benim numaram görünmesin,ama ben senin numaranı istediğim gibi tuşlayayım.Yani ben kimi aradığımı bileyim ama sen çalan telefonunun ekranına baktığında kimin aradığını bilme.

Her zaman yakınıp durduğum teknolojik çözülmelerin de bir sonucu olsa gerek bu.Insanlar artık sanal ortamlarda kendilerini gizlemeye o kadar kaptırmış durumdalar ki,kendi isteğiyle numarasını verdiği,kendi telefonuna da numarasını kaydetmiş olduğu kişiyi bile gizlenmiş bir kimlikle aramakta hiçbir beis görmezler.Bu şuna benzemiyor mu? Kapıyı çalıyorsun ve gözetleme deliğinden senin kim olduğun anlaşılmasın diye yüzünü gazete kağıdıyla kapatıyorsun.Kim o sorusuna bile cevap vermiyorsun.Bekliyorsun ki kapı açılsın.Eeee? Açtı diyelim,noolacak? Görmeyecek mi senin kim olduğunu? Neden gizledin kendini en baştan o zaman?

Hayatta hepimizin gizli numaraları olmuştur.Gençlik yıllarımızda anne babadan gizli kaçamaklarımız,öğretmenlerimizden,okul yönetiminden,patronlarımızdan,arkadaşlarımızdan gizlediğimiz bir takım numaralar döndürmüşüzdür elbet.Tabii ki bu bizim en doğal hakkımız.Her şeyi herkesle paylaşmak zorunda değildik ya! Gayet tabiidir ki birilerinden gizli bir şeyler yapacaktık.Yaptık ta!

Belki gizlice sevdiğimizin yanına koştuk,gizlice bir takım onaylanmayan aktivitelerde bulunduk kendimizce,ya da gizlice yalnız başımıza kalmak için boş sahillere attık kendimizi.Ama tüm bu gizlilikler içinde biliyorduk ki bunları yaparken kimseyi taciz etmek,kimseye zarar vermek,kimsenin ardından dolap çevirmek için yapmıyorduk.Kendi özelimize ait bazı özel şeyleri yaşamak içindi tüm bu gizli numaralarımız.

Sonra zaman değişti.Insanlar da tabii.

Kendimizin farkında bile olmadan teknolojinin sinsice hayatımıza sızdırdığı SANAL denilen bir dünyaya akıverdik.Önce garipsedik,ayrımsayamadık.Biz aslında kimdik ve kim gibi yapıyorduk?.Sonra nickler girdi hayatımıza.Hatta daha ileri gidip HACK ler sokan oldu yine hayatına.Gizli bir şeyler yapmanın dayanılmaz zevki çıkartıldı son damlasına kadar.Karşında bir ekran,parmaklarının altında bir klavye ve işte dünya senin kim olduğunu bile bilmeden sen o dünyada gezen bir hayal kahramanı!

Gençlikte çevrilen tüm numaralar;gizli mektuplar,gizli buluşmalar,gizlice gidilen sinemalar,gizlice kaçılan okullar…Hepsi ne kadar da masum kaldı şöyle bir bakınca uzaktan.
Hayatımız artık tamamen gizli numaralar üzerine kuruluverdi ve biz sanki bunları hiç yapmıyormuşuz gibi arkamızdan çevrilen numaraları öğrendiğimizde isyan ettik,küplere bindik.Dürüstlük belki bizi,asıl kimliğimizi çoktaaan terk etmiş olsa da farkına bile varmadan,sanal dünyadaki tüm gizlerimizi görmezden gelip,gerçek dünyanın dürüstlüğüne taktık kafayı.

Yazılarımda kullandığım bu birinci çoğul şahıs zamiri,yani BİZ kelimesi,okuyanlarımı şaşırtmasın.Bu kelimeyi tüm insanları simgelemek için,(kendim de insan olduğumdan ! ) kullanmaktayım.Yoksa hayatta tahammül edemediğim bir şeydir gizli kimliklerle gizli işler çevirmek.Sadece güvenli olmayan bir sanal dünyada gerçek kimliği sanal saldırılardan korumak uğrunadır kullandığımız nickler.Kimseleri kandırma,aldatma uğruna değil.(Yazar, imajının yanlış anlaşılmaması uğruna savaş vermekte,bu satırlarda)

Gizli numaralarımızdan sıyrılmak mümkün değil.Ne yapıyorsun,sorusuna gerçekten ne yaptığımızı söyleyerek cevap verdiğimiz kaç an vardır ki?
nasıl getirecez diye eşimle kafa patlatırken,telefonum çaldı işte.

Durumumuzu saklamamız gereken mahremiyetlerdir bunlar.Karşımızdakini ilgilendirmeyeceğini düşünerek,söylemeyiz.Bizim özelimizdir.
Ama karşımdaki beni gizli numaradan arıyorsa,O,daha en başından aldatma,kandırma,gizleme eylemine girmiştir.Ustelik te kendi isteği ve iradesiyle aradığı halde.

Gizli numaralar ve maskeler hayatın bir gerçeği.Gizlenmiş numaraların ardındakilerle muhatap olabiliyorsanız,siz tüm gizli numaraları baştan kabul ediyorsunuz demektir.Sonradan ben oynamıyorum,sen bana hile yaptın demeye hakkınız var mı yok mu bir düşünün.
Maskelere gelince… Hayatımızdan defetmek,tüm maskelileri pirincin içindeki siyah taşlar gibi ayıklayıp atmak maalesef mümkün değil.Maskelerin arkasındakileri acı çekmeden öğrenmek te öyle.
Konfüçyüs ya da Budha"ya ait bir söz vardı hafızamda kalan;

" Pirincin içindeki siyah taşlardan değil,asıl beyaz taşlardan korkun.Yerken dişinizi kıracak kadar gerçekmiş gibi dururlar."

Işte asıl aldatmak diye ben buna derim.!özel numara
Etiket :köşe yazıları
sahra
16 Temmuz 2008
17:05
Yorumlar :0
 
 
 
 
 

Zirve100