| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

hayata dair herşey.. elimizden geldikçe paylaşacağız...

16 "dini bilgiler" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"dini bilgiler" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Yakınlaşmaktır oruç

İlâhî Çağrının işaretiyle renklenir gökyüzü: Sabah ezanı

Kalpler, şafakla birlikte uyanışa kalkan bahtiyarlardan olabilmek için yönelir Tek ve Yekta olana. Ellerindeki fırça ile, hem yüreklerini hem de günlerini ak bir tablo gibi şekillendirirler. “Bismillah” diyerek başlarlar suya bile dokunurken ilk kez...

“Bismillah: Rahman olan adınla.

Bismillah: Rahîm olan yanınla.

Sonsuz merhametli ve şefkatli Rab, Senin adınla. Senin rızan için. Senin için niyet ediyorum. Niyetleniyorum nefsimi, ruhumu, kalbimi ve midemi Senin için korumaya: Oruç tutmaya…

Bir abdestle başlar yöneliş, madden arındırılır beden.

Ruhlar yıkanır bir ‘tekbir’ soluğunda.

Büsbütün arınmak gerektir, ak’lamak gerektir baştan sona bütün varlığı.

Kuddüs olanın huzuruna çıkmak, zira arınmayı gerektirir ne varsa.

Yakınlaşmaktır oruç.

Nefsin “Firavun” misal hükümranlığını kırıp, kulak vermektir İlâhî çağrılara.

Nefis ki, Rabbini tanımak istemez. Firavun ki, tanımış mıydı Rabbini?

Oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe indirir.

Nefis, acizdir hakikatte, fakirdir, zayıftır. O da bir abddir ve bunu bilmesi gerektir.

Oruç, bütün sadeliğiyle anlatır bunu ona.

Sorar tüm nefislerin Sahibi:

“Ben neyim, sen nesin?”

Cevap verir nefis: “Ben ‘ben’im, sen sensin.”

Anlaması için acizliğini, açlık verilir nefse.

Öyle bir acizlik ki, Firavun’un sivrisineği alt edememesi nev’inden bir yenilgiyle, susar nefis.

Sorar yine Âlemlerin Rabbi:

“Ben neyim, sen nesin?”

Nefis azapta. Yangınlarda. Aç!

Cevap verir:

Sen benim Rabbi-i Rahîmimsin. Bense senin aciz bir abdinim.”
 
Tuba Nur Arıcan

Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
05 Eylül 2008
08:40
Yorumlar :0
 
 
 
 

Silkelensin ruhlar!

Allah’ım, hikmet elinin çizdiği mükemmellikleri fark etmemek ne büyük eksiklik!..

Şu âlem sarayında yaratılmış basit gibi görünen en küçük bir varlıkta bile sayısız hikmetler gizliyken, oruç gibi muazzam bir ibadette nasıl olmasın o fayda ve hikmetler, düşünmeden edemiyor insan.

İnsanlar, hayatını geçindirme ve devam ettirme noktasında farklı farklı geçim kaynaklarına sahip.

Kimi, şu dünya nimetlerinden dilediği kadar faydalanırken, kimisi belki de tadımlık elde ediyor nimetleri ve lezzetleri. Cenâb-ı Hak, o ihtiyaca binaen, o iki kutup arasındaki dengeyi ve eşitliği sağlamak için, bollukta olanları darda kalanların yardımına dâvet ediyor. Onları anlamaya. Onların yaşadıklarını yaşamaya. Darda kalmaya belki…

Kendini Rububiyet makamına getiren nefis ki, aç kalmadan iman etmemişti Rabbine.

Nefisperest çok insanları tıpkı onun gibi, kendine getiriyor oruç. Titretiyor, silkeliyor.

Bolluktayken, ellerindeki nimetlerin kıymetini anlamasını sağlıyor. Ve tabiî ki, acziyetinin farkına vardırıyor. “Sen değilsin o rızkı elde eden. Gururlanmayasın. Bir gönderen var. Onu bil. Onu tanı.”

İnsanî duyguları su üstüne çıkarıyor oruç ve şefkat devreye giriyor bu noktada. Dünyadaki pek çok aç insanın halini anlamaya sevk ediyor.

Ve şükür…

“İnsaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikinin bir esasıdır” diyor Bediüzzaman ve ekliyor: “Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.”

Eğer nefse açlık çektirmek mecburiyeti olmasaydı, ne şefkate bürünecekti kalbimiz, ne de insaniyetimiz tam mânâsıyla uyanacaktı. Uyansa da yarı uyanık dolaşacaktı belki dayanışma meydanlarında, çünkü gerçek zorluk nedir, anlayamayacaktı.
 
Tuba Nur Arıcan

Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
05 Eylül 2008
08:39
Yorumlar :0
 
 
 
 

Besmelesiz Yemeyelim

Besmelesiz yemeyelim
 

Bismillah her hayrın başıdır. Her hayırlı işe başlarken Besmele ile başlarız. Peygamber Efendimiz (asm), her işe başlarken Besmele’yle başlamamızı tavsiye etmiştir. “Bismillahirrahmanirrahim” demekle hem sünnete uyuyor, hem de Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlamış oluyoruz.

Bir şey yerken içerken, kitabımızı açarken Bismillah demeliyiz.

Hz. Ayşe’nin anlattığına göre Resûlullah (a.s.m.) buyurdular ki: “Sizden kim bir şey yerse, ‘Bismillah’ desin. Başta söylemeyi unutmuşsa, sonunda söylesin: ‘Bismillahi fî evvelihî ve âhirihî’ (Başında da sonunda da Bismillah.)”1

Yemeğin Besmele ile kazanılıp hazırlanması ve pişirilmesi adaptan olduğu gibi, yerken Besmele çekilmesi de adaptandır. Yemeğe başlarken çekilen Besmele, hem hayır ve bereketi artırır, hem de yemeğe şeytanın müdahalesini önlemiş olur.

Resûlullah (asm) ashabından altı kişi içerisinde yemek yiyordu. Derken bir bedevî geldi. Besmele çekmeden yutuverdi. Resûlullah, “Eğer bu adam Besmele çekseydi yemek hepimize yeterdi” buyurdu.2

Sevgili Peygamberimiz (asm), yemeğin başında Besmele çekilmesi konusunda ısrarla durur: “Kişi evine döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken Allah’ın adını zikrederse, şeytan (avanelerine), ‘Size burada gecelemek de yok, akşam yemeği de yok’ der. Ama kişi eve girerken Allah’ı zikreder, fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avanelerine), ‘Akşam yemeğine kavuştunuz, ama burada gecelemeniz mümkün değil’ der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken, ‘Bismillah’ diyerek Allah’ı zikretmezse, şeytan (avanelerine) ‘Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da’ der.”3

Toplu halde yemek yerken, en azından ilk başlayan kişinin “Besmele” çekmesi gerekir. Aksi takdirde ilk başlayan Besmeleyi terk ederse, şeytan o yemekten yeme imkânına kavuşmaktadır.

Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak da adaptandır. Allah Resûlü (asm), “Yemekten evvel elleri yıkamak yoksulluğu, yemekten sonra yıkamak ise günahları giderir” buyurur.

Yemekten sonra dikkat edeceğimiz bir husus da, yemeğe şükretmektir. Yemeğin başında “Besmele” ile Allah’ı zikrettiğimiz gibi, sonunda da “Elhamdülillah” ile şükretmeliyiz. Yemeğin ortasın da ise Allah’ı “fikretmeli”, yani düşünmeliyiz. Sofrada, sıcak yemeğe üfleyerek yemek mekruhtur. Bu bakımdan sofra kurulmadan önce, yemeğin yenilebilecek şekilde soğutulması lâzımdır. Sıcak olarak yenen yemek gerek mide, gerekse ağız ve dişler açısından zararlıdır. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz (asm), yemeğe üflemeyi ve yemek kabının içine solumayı hoş karşılamamışlardır.

Yemeğini yiyen bir kimsenin veya eline nimet geçen bir insanın Süleyman Peygamber (a.s.) gibi “Bu Rabbimin fazl ve keremindendir”4 demesi güzel olur.


Dipnotlar:

1. Ebû Davud, Et’ime,16. 2. Tirmizî, Et’ ime, 47. 3. Müslim, Eşribe, 103. 4. Neml Sûresi: (27) 40.
 
Necmi Ünlü

Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
05 Eylül 2008
08:33
Yorumlar :0
 
 
 
 

“Selâm” nedir?

Selâm sünneti bizlere Peygamber Efendimiz (a.s.m.) tarafından hediye edilmiş, güzel bir âdettir.

Selâm dostluğun kapısıdır. Selâm bir duâ, bir hayır, bir kurtuluş, bir kaynaşma temennisidir. Selâm mü’minin mü’mine en güzel duâsıdır. Selâmlaşmanın, sevgiye vesile olduğunu belirten Resûlullah Efendimiz (a.s.m) şöyle buyururlar:

“Aranızda sevginizi çoğaltacak bir ameli haber vereyim mi?”

“Ver ya Resûlullah.”

“Öyle ise selâmlaşın, aranızda selâmı yayın.”1

Müslümanların dilinde güzel bir cümle olarak dolaşan selâm, kalplerden kalplere sevgi ve kardeşlik duyguları taşır. Bir Müslüman karşılaştığı bir Müslüman’a selâm verdiği zaman şu güzel his ve düşüncelere tercüman olmaktadır:

“Ben senin Müslüman din kardeşinim, benden sana sadece iyilik ve hayır gelir. Dünyada ve Âhirette selâmet ve emniyette olman ve her türlü tehlike ve kötülüklerden uzak bulunman için Allah’a duâ ediyorum” diyerek İslâm kardeşliğinin en güzel örneğini sergilemiş olur.

Selâm, İslâmın alâmetlerindendir. Kişi selâm vermesiyle, kendisinin Müslüman olduğunu ilân etmektedir. Karşısındaki muhatabının da bu vesileyle Müslüman olduğunu öğrenmektedir.

Selâm, İslâmın parolasıdır. Cenâb-ı Hak bizleri selâmlaşmaya ve bize verilen selâmı da güzel bir edâ ile almaya dâvet ederek şöyle buyurmaktadır:

“Size bir selâm verildiği zaman, siz ondan daha güzeli ile veya aynı selâmla karşılık verin. Şüphesiz ki Allah herşeyin hesabını gereği gibi yapandır.” 2

“Selâmün Âleyküm” ibaresi, küllî bir duâ manasını ifade ettiği için bunun yerine zaman zaman kullandığımız “merhaba”, “günaydın” gibi kelimeler Allah’ın ismiyle yapılan selâmın geniş mânâsını kapsayamaz.

Selâmın birçok hikmetlerindendir ki, Peygamber Efendimiz (asm) çocuklara da selâm verip, İslâmın bu güzel âdetini onlara da öğretmiştir.

Evet, karşılaştığımız kimselere selâm vermemiz gerektiği gibi bir yere girerken veya çıkarken de selâm vermemiz gerekir. Camiye girerken, kabristandan geçerken de selâm verilmesi tavsiye edilmemiştir. Peygamberimiz (asm) bir defasında selâm vermeden evine girmek için izin isteyen bir kişiye izin vermemiş, hizmetçisini göndererek selâm vermesini hatırlatmıştır. Cenâb-ı Hak bu konuyla ilgili Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selâm vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.”3

Esselâmü aleyküm…


Dipnotlar:

1-Müslim, İman: 93.

2-Nisa Sûresi: 86.

3-Nur Sûresi: 27.
 
Necmi Ünlü

Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
05 Eylül 2008
08:31
Yorumlar :0
 
 
 
 

PEYGAMBERİMİZ'İN KIZI HZ. FATIMA'YA FAKİRLİĞE KARŞI ÖĞRETTİĞİ DUA

PEYGAMBERİMİZ'İN KIZI HZ. FATIMA'YA FAKİRLİĞE KARŞI ÖĞRETTİĞİ DUA

Ey 7 kat göğün ve büyük arşın sahibi olan Allahım! Bizim Rabbimiz! Her şeyin Rabbı olan Yüce Allah! Ey Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'an-ı Kerim'i indiren, taneyi ve çekirdeği yarıp çıkaran Yüce Rabbım! Alnından tutup hesaba çekeceğin her şeyin şerrinden sana sığınırım Ya Rabbi! Sen öyle Evvelsin ki, senden evvel hiç kimse yoktur. Sen öyle Ahirsin ki, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen öylesine açıkta ve görünürsün ki, senin üzerine hiçbir şey yoktur. Sen öylesine sır ve gizlisin ki, senin önünde hiçbir şey yoktur. Ya Rabbi! Benim borcumu ödememi ve fakirliğimi gidermemi nasip eyle!

 
 
 

Nihat Hatipoğlu Kimdir ?

1955 Diyarbakır doğumlu. Diyarbakır, Siirt ve Malatya'da ilkokulu tamamladı. 1975'de Uşak İmam-Hatip Lisesi'ni ve Uşak Lisesi'ni bitirdi. 1981 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni tamamladı. Aynı Fakültede Hadis Ana Bilim dalında "Kur'an-ı Kerim'in Anlaşılmasında Hadislerin Rolü" adlı çalışmasıyla doktor, 2000 yılında da Doçent oldu.

1985-1987 yılları arasında Mısır'da Arapça üzerine eğitim gördü. İmam-Hatip, Kur'an Kursları Müdürlüğü görevlerini yaptı. Şu anda Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı olarak görev yapmaktadır.

Kanal A'da 5 yıl dini programları hazırlayıp sundu. Ayrıca Ankara'da yayın yapan iki yerel radyoda 10 yıldan bu yana aralıksız olarak haftalık yayınlarına halen devam etmektedir. 2004 yılında Ramazan ayında Flash tv'de , 2005 Ramazan ayında Star tv'de Sahur programını hayırlayıp sundu. 2006 yılında Star tv de "Dosta Doğru" programı sundu ve 2006 yılında Star Tv de iftar ve Sahur Programlarını sundu. Radyo ve televizyon izleyicileri iftar ve sahur programlarını 1.olarak seçti. Programları Türkiye'de birçok radyoda yayınlanmaktadır.Halen Star tv'de haftalık programları devam etmektedir.

Kırk civarında yayınlanmış kaset, CD, VCD'si bulunmaktadır. Yurtiçinde ve yurtdışında seri konferansları devam etmektedir. Yazı makaleleri, panel, Diyanet Dergisi , İslami Araştırmalar ve benzeri dergilerde yayınlandı.

Hatipoğlu evli ve üç çocuk babasıdır.

 
 
 

İğne, orucu bozar mı?

İğne yapmak sûretiyle vücuda zerk olunan ilâç, kan yoluyla tüm vücuda dağıldığından orucu bozar.
Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
04 Eylül 2008
20:38
Yorumlar :0
 
 
 
 

Kan vermek, orucu bozar mı?

Kan vermek orucu bozmaz. Ancak kan vermenin kendisini güçsüz düşürerek orucunun sıhhatine zarar vereceğinden korkan kimse oruçlu iken kan aldırmamalı, kanı iftardan sonra aldırmalıdır.
Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
04 Eylül 2008
20:36
Yorumlar :0
 
 
 
 

Ağızdan alınan ilâç, orucu bozar mı?

Ağızdan alınıp yutulan her şey, meselâ şurup, hap, pastil, v.s. orucu bozar. Bunda şüphe yoktur. Çünkü bunlar doğrudan ağız tarafından alınmakta, mide tarafından hazmedilmekte ve kana karışmaktadır.
Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
04 Eylül 2008
12:04
Yorumlar :0
 
 
 
 

Ramazan ayında, oruç tutmanın sevabı ne kadardır?

Ramazan ayında oruç tutmanın sevabına had ve hesap yoktur, sınır yoktur, kayıt yoktur. Allah’ın rahmeti, feyzi, bereketi, sevabı, hayrı, bizim umduğumuz ve beklediğimiz ölçüde değil; Allah’ın sonsuz lütfu ölçüsünde ebediyen elimizden ve gönlümüzden tutacaktır. .

Peygamber Efendimiz (asm) bildiriyor ki: Allah ü Zülcelâl Hazretleri şöyle buyurdu: “İnsanoğlunun her işi kendisi içindir. Ancak oruç değil. Oruç benim içindir. Ve onun mükâfâtını Ben veririm.”

*Ramazan ayında oruç tutanlar Cennete hangi kapıdan girecekler?

Peygamber Efendimiz (asm) müjdeliyor ki, Ramazan ayında oruç tutanlar Cennete şeref kapısından girecekler.

Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor:

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan Kıyâmet Gününde yalnız oruçlular girer. Onlarla birlikte başka kimse giremez. “Nerede oruç tutanlar?” diye çağırılır ve oruç tutanlar oradan Cennete girdirilir. Sonuncusu da girdi mi, artık kapı kapanır ve o kapıdan kimse giremez.”

Süleyman Kösmene - Yeni Asya
Etiket :dini bilgiler , dini bölüm , oruç , ramazan
sahra
04 Eylül 2008
12:03
Yorumlar :0
 
 
 
 
 

Zirve100